şans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2012 Pazartesi

iyiyim.. güzelim... süperim... :)))

Bir süreden beri bu sözü sık sık tekrarlıyorum kendime....
Her sabah uyanıyorum... geriniyorum şöyle bir...

Ve daha yataktan kalkmadan, başlıyorum kendim kendime konuşmaya;

bugün yeni bir gün..
bundan sonraki hayatımın ilk günü ..
yepyeni bir gün ve geleceğim..
işte geleceğim bugünden başlıyarak uzanıyor önümde..
dün geride kaldı tümüyle... anıları beraberimde ...
ben onları taşırım itinayla ...
ama onların beni taşımasına, geleceğime el koymasına izin vermeyeceğim..
hayır,
hiçbir şey benden yada geleceğimden  çalamaz,
ben izin vermeden olmaz
evet bu yeni bir gün...
ve kalan sürem için ilk gün...
ben istediğim şekilde olacak ...
ve ben - iyiyim, güzelim, süperim :))
vallahi de öyleyim, billahi de öyleyim....
istediğim herşeyi yapabilirim... yeterki isteyeyim"    

diyorum.... veeee öyle bir enerjiyle doluyorum ki...
inanamazsınız.....

Önce kendiniz inanın diyorlar ya... işte aynen öyle....
Siz böyle hissederken, kim yada ne durabilirki karşınızda....
Bu cümleler ve özellikle o sözler.... jet yakıtı etkisi yapıyor bende.....
Heyyyytttttt oluyorum.....

Deneyin derim... ama içten deneyin... inanın önce siz...
O enerji o güç, nasıl da gelecektir peşi sıra inanamayacaksınız...

Vallahi.... iyiyiz, güzeliz, süperiz.... hem de hepimiz....:)))

29 Şubat 2012 Çarşamba

"sizin gibi olacağım" dedi :))

Gözleri ışıl ışıldı... heyecandan yanakları hafif pembeleşmiş... konuşuyordu... hızlı hızlı,..
Baştaki utangaç, tereddütlü halini de bırakmıştı bir kenara....
Çok zengin bir dille anlatıyordu, renkli, ifadesi net... pırıl pırıl...
Bu halleri öylesine tanıdıktı ki bana...

Lise son sınıftaydı... bir arkadaşımın kızı....
Kafası karışık...
"Ne olsam" "ne okusam" dı bütün derdi....
Başarıyla tanışmış, öz güvenli ve başaracağından emin..
Nasılda hazırdı hayata....
Doktor mu olsun, yoksa mühendis mi
Babasının istediği gibi...
Puanı tutuyormuş her yeri...

Araştırmayı seviyorum...
İnsanları seviyorum..
Sevdiğim gibi, inandığım gibi..
Sizin gibi olmak istiyorum...dedi

Baktım gözlerinin tam içine....
Bakışları dokundu yüreğime...
Ürperdim...
Kavşaktaydı...
Soruyordu...
Soluyordu beni...
Nemlendi aniden gözlerim...

Ne diyeceğimi bilemedim bir süre... evet ben çok seviyordum işimi...
Önce hekimliği, sonra yöneticiliği..
Ama yeterlimiydi...
Hekim arkadaşlarımın depresyonlarına ortağım son günlerde...farklı farklı ortamlarda...
Öylesine incinmiş ki yürekleri... ötekileştirilmeye çalışılan sağlık emekçileri...
Yeni kuşakları bekleyen, çığ gibi büyüyen sorunlar, umutsuzluklar, bezginlikler, terk edişler...

Oysa ideallerimiz vardı bizim... yapacaktık...çoğumuz da yaptık...
Bizler çok şanslıydık... fırsatlarımız oldu, sıkıntılarla boğuşsak da...
Ama bu genç kuşağı neler bekliyordu sağlıkçılık adına....görebiliyordum...
Bu mücadeleyi nasıl anlatacaktım ona...

Konuşmaya başladım önce temkinli...
Aslında tam bir yönlendirme yapmak da istemiyordum...
Sorumluluğu vardı sonrasında...
Ama içimdeki deli kız, duruma el koydu hızla..:))

Ben de sevdim hep insanları, tıpkı senin gibi...
Onlara dokunmak... onlarla savaşmak, yaşam savaşlarında...
Kazandığımız da, ve yeniden yaşamalarının tadını almak var ya...
Değişmem hiç bir maddi kazanca...

Ben sevdim yöneticiliği...
Bir kurgu, bir iğne oyası gibi...
İnce ince, ilmek ilmek dokuyarak sistemi...
Sonra karşısına geçip,
Evet ya, çalışıyor, oldu valla, yine becerdim diyebilmek..
Artık daha çok hastaya dokunabildiğini hissetmek
Oleyyy diye bağırasım gelir, her başarılı projelerden sonra...

İşte bunları anlatırken buldum kendimi...çağıl çağıl...

Mücadeleden kaçış yok, her nerede olsan da...
Sonunda kazanacaksın, zekisin nasıl olsa,
Hele başarmanın lezzetini biliyorsan hayatta,
Yaşam gurmesi olursun, her ne işi yapsa da..
Bir farkla...
Karşılında sana dönen önemlidir, maddi her şeyin yanında...

Hekimliğin bu yönü farklı işte...
Üzüntüsü, acıları olsa da,
Bir tek kişi için yaşamı geri kazanmak bile...
Kıyaslanamaz diğer bütün işlerle...

Yel değirmenleriyle savaşacaksın...
Çöl ortasında su diye haykıracaksın..
Bazen kurtulmak için bulunduğun açmazdan,
Tüm varlığını bile gözden çıkaracaksın...
Fırtınalarda çırpınırken yüreğin..
Kendin olacaksın, sağlam kalan tek yelkenin..
Karanlıklarda ışık ararken bazen
Kendine kızacaksın en çok, neden, neden, neden,
Ve kendini alkışlayan, bazen bir tek sen olacaksın...

Ama dip toplamda herşeye rağmen..
Sen hep hekim yüreği taşıyacaksın...
Güneşi zapt edeceksin bir şekilde koşulsuz
Tünelin ucu sana hep yakın...


Aktı işte böyle..
Anlattım anlattım..


Dedi ki, anladım..
Verdim kararımı..
Evet evet sizin gibi olmak istiyorum ben...
İnancınıza hayranlığım...
Hekim olacağım...

Birden durdum...ya ne yapmıştım ben... hem de bu zaman da....şu günlerde...
Ama inandıklarımdı söylediklerim gerçekten, baştan sona..
Sizce haklımıydım ben :))

12 Şubat 2012 Pazar

Sokak çocukluğum....

Şanslıydık biz, gerçekten şanslıydık.... doya doya yaşadık çocukluğumuzu... mevsimleri sokakta yaşadık doğanın getirdikleriyle iç içe... kavgalar ettik... hayali düşmanlarla savaştık... mahalle arkadaşlarımız oldu... kendimize yetmeyi ilk olarak sokakta öğrendik....

Üzülüyorum şimdiki çocuklar için... akşama kadar ya tv önünde ya bilgisayar başında... sanal oyunlarda....

Seksek oynadık, ip atladık, misket oynadık, alt mahallenin oğlanlarına dar etti bizim oğlanlar bizim sokağı... yaz akşamlarında ateş böceği topladık, kışın çantamızı kızak yapıp kaydık okul yolunda... evin kapısında üstümüzü temizlemek ve eve temiz girmek şartıyla serbesttik çamurlara bulanma da ...

Annemin tek şart vardı - "bana sokaktan şikayet getirmeyeceksin. Gücün yetiyorsa çık oyna" buydu... o kadar... ve bir daha dışarıdan eve hiç şikayet getirmedim yada beni eve şikayet edemedi hiç kimse....

Hatırladıkça kocaman gülüyorum hala.... bayılırdım misket oynamaya... babamın Savarona gezisinde aldığı iri rengarenk misketlerim vardı... sırf onların hatırına büyük oğlanlar beni de alırlardı oyuna... bense pür dikkat oynardım... kazanmak, misketleri kaptırmamak için.. sadece beğendiğim çocuklara yenilirdim gönüllü... tabii bunu onlar hiç bilmediler :)) diğerleri ben kazanınca çok kızarlar, bilyelerimi elimden almaya çalışırlardı... bir kaçardım ki eve...deparıma kimse yetişemezdi.... sonra yine de alırlardı oyuna...tabii yine misketlerin hatırına....:))

Heybelida'da, turşuculuk yapan yan komşumuz evine kat çıkıyordu... ben de gönüllü çırağı... niye mi...:)) gün sonunda koca bir bardak turşu suyu ve salatalık turşusuydu ödülüm... bayılırdım o lezzete... sabırla çalışır tüm gün.... tuğla taşıma, sıra sıra bir tuğla biraz çimento....sonrada ödülümü beklerdim ağzım sulana sulana....

Bu pisboğazlık yüzünden nelere katlanmazdım ki.... Annemler İstanbul a her gidişlerinde beni de götürmek zorunda kalırlardı... ısrarlarımın sonu olmadığı için pes dedirtir her seferinde takılırdım peşlerine... deli gibi sıkılsam da sesim çıkmazdı.. sorun çıkarırsam bir daha götürmezlerdi, bilirdim... Karaköy iskelesindeki sosisli sandviç için her şeye katlanmaya hazırdım....

Adada, çarşıdaki bakkala her uğradığımızda önceden çalışılmış en dayanılmaz gülücüklerimle  bakarak bakkal amcaya :)) çifte kavrulmuş lokum kavanozuna uzanacağı anı beklerdim...tabii yine sabırla :)))

Yalova'daki semt pazarına gidilirdi adadan törenle... tabii ben yine galiptim götürülme pazarlıklarında.... O 4-5 yaşındaki tombul sevimli kıza her tezgahtan verilen cömert ikramlar varken, nasıl adada geride kalabilirdim ben... yüzümdeki yiyecek izlerinden hangi mevsimde olduğumuzu anlayabilirdiniz... en fazla cebi olan kıyafetlerimi giyerdim ısrarla.... iki elim taşıyamazsa bu rüşvetleri ceplerimi doldururdum tıka basa... zavallı annem alışverişmi yapacak....yoksa maskot gibi oradan oraya koşup en sevimli haliyle meyve, şekerleme, kuru yemiş vs ikramlarına boğulan benimle mi uğraşacak.... söylene söylene dönerdik eve.. umurumda mı... ceptekiler yol boyu idare ederdi nasılsa...:))

Yeni oyunlar üretmeye, hayali senaryolar yaratmaya bayılırdım... okuduğum kitapların birer sahne uyarlamasına dönüşürdü bazen sokaklar... sevgili arkadaşlarım.... onlara zorla kayıp bir adaya düşmüş bir grup çocuğun maceralarını az oynatmadım.... hayali bir ormanda saatlerce ev yapmaya çalışırdık... yada azgın dalgalarla boğuşurduk teknemizin küreklerini çekerek....

Giderek büyüyordum ve biz Antalyada idik artık... Bahçeye merak sardım... Evin arka bahçesini laboratuvar gibi bir sebze bahçesi yaptım...en güngörmüş patateslerdi benimkiler:)) .. ne çektiler benden...patates yumrularının günlük büyüme ve son durum kontrollerini yapmasam hiç olurmuydu.... itinayla hergün topraktan çıkarıp, incelenip yeniden toprağa gömüyordum..bu eziyete rağmen büyümeye devam ettiler, inanabiliyormusunuz :)). merakımın sınırı yoktu.... karalahana yetiştirmeye kalktım.. tabii o sıcakta tırtıl oldu üstelerinde.... yazıktı..mutlaka tedavisi olmalıydı... bir tırtılı kavanoza koyup doğru zirai mücadele müdürlüğüne gittim... çok güldüler önce... ben kızdım.. bu ciddi sorunumla ilgilenmeleri için onları ciddiyete davet ettim... tanrım o bacak kadar halimle aynen böyle dedim.... kestiler gülmeyi... ve benim 6 tane karalahana fidem için ilaçlama planladılar ve ... lahanalar kurtuldu... oleyyy, becermiştim.. :))

Bu duygular... anlatırken bile keyiflendim.... kendinle barışık olmak.... uğraşmak.... becerdim diyebilmek.... başarının tadı.... kendine güvenmek ve kendini savunmak.... kıskanmalara değil, bir şeyler yapmaya ve başarıya odaklanmak, arkadaşlık, adil olmak, saygı duymak ve saygıyı haketmek, küçükleri korumak, racona uygun davranmak, bir duruşu olmak, düş kurabilmek, düşleri kovalamak, yaratmak...... ve daha neler neler.... bunları sokakta öğrendim ben.... nasıl üzülmem şimdiki apartman çocukları için... ne büyük eksiklik... şehirde çocuk olmak.... bence büyük şanssızlık....

Peki ya içimizdeki çocuk.... o da başka yazının konusu olsun....
şimdilik bu kadar.... sevgiyle.....hadi çocukluk düşlerine :))) iyi pazarlar olsun.....


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...