keşke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
keşke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2012 Pazartesi

İçimdeki çocuk

Boş yere geride kalmaz içindeki çocuk
Ya hiç oyuncak yoktur gittiğin yerde,
hava soğuk,
Yada oyundaşlar da geçmişindedir

Boş yere kendinsiz kalmaz yüreğin
ya yüreğin kalmıştır geçmiş kendinde
yada yüreğinde kalan elde değildir

Geriye bak, ara, bul, getir... hadi,
Bugün farkındaysan zamanı şimdi
Ürkek saklansa da, izler o seni
Yüreği kendinle buluştur...hadi

Keşke diyecek zamanlar geçti,
Şimdi içindeki çocuğu bulma vaktidir
Çocuk hallerini bulup taşımak,
İstenirse asla, çok zor değildir


Çocuk olabilmek yeniden... çok keyifliymiş çokkk :)) içimdeki çocuğun elini bir daha hiç bırakmayacağım... hatta fırsat buldukça sahnede o olacak... saklanmak, unutmak, yok saymak... nasıl becerdiysem inanamıyorum...

Nasıl bıraktıysam, öylece bekliyormuş beni... önce çok ürkekti sadece... hemen gelmedi benimle.. görelim bakalım der gibiydi gizliden... hadi görelim... inanmıyordu bana hala... haklıydı tabii.. kolaymı bunca sene...

Sonra zamanla o da alıştı benimle beraber olmaya her yerde... eğlenmeye başladık, her durumda, her konumda.... en sıkıntılı hallerimde göz kırptı çaktırmadan... darlandığım anlarda "denizi düşün" diye fısıldadı... en saçma en dayanılmaz anlarda... "yukarıdan bak, acayip komik" bile der oldu... 

Bazen insanları şaşırtıyor öylece ortaya çıkıp... beklenen ezberlerle değil, kendince söyledikleri... dobra, net, acabasız ve tabii alışılmadık.. benim için bile... ama çok eğlenceli... çok keyifli... 

An be an yaşamak... inanın içinizdeki çocukla mümkün... o farkında her şeyin ve sizi sürekli farkında tutuyor.. öyle ya da böyle... inanın... deneyin... göreceksiniz...

Sevgiyle...:)))


14 Mart 2012 Çarşamba

Yarın dündü aslında ..



Ocak ayının son haftasıydı...
Seyretmiştim filmi, uzun çabalarımdan sonra...

SONSUZLUK VE BİR GÜN....

Etkilendim çok... düşündüm çok...
Öyle replikler vardı ki.... yakaladı, çaktı beni....

Filmdeki demelerden yola çıktım, kendi ıssızlığıma takıldım, ve tüm "ıssızlar" için... bir kaç satır karaladım... Sonradan öğrendim filmin yönetmeninin de o gün, benim bu satırları yazdığım gün öldüğünü.... Bilmiyordum....Güle güle Theo Angelopoulos.....
Senin için de yarın artık dün olmuştu.... huzurla uyu....


"Oysa,.....
Yarın artık bugündür….
Hatta o da bir anda
Dün olursa hiç şaşma…
Yarın dündü aslında….
Yarın ne kadar sürer Anna? "


SONSUZLUK ve BİR GÜN......... ISSIZLIK ve YARIN

Dilinde deniz tuzu tadı vardı....
Artık ne yemek ne de su …
Bu tat kalsın diye yarına….

Hatta yarından sonrasına...
Özlemek yetsin işte insana,
Peki,
Yarın ne kadar sürer Anna?

Neden farklı bir yarın olsun ayrıca
Sadece kendi ayak seslerini,
Duyacaksan orada
Ya da…..
Hayat bir sürgün gibi yaşanacaksa ….

Kendi dilinden kaçarcasına
“Neden anne”’lere cevap da yoksa
Neden diğer bir yarın,
Gereksin ki ayrıca
Ya da..
Sadece sen sana, yani yine sen sana
Sen seninle baş başa…
Yakınında, kıyısında, yamaçta,
Hep dışında kalarak diğerinin,
İtinayla…..

Hep eksik kelimelerin peşinde,
Her şey var mı o demenin içinde....
Peki,
Ya yoksa….....
Tam da buldum derken, tüm anlamı kaçmışsa…
Ve artık kimseler de kalmamışsa….
Sense gururla dimdik ve ayakta….
Bir marş gibi haykırarak, yürekli,
“Bana bir ben gerekli, her durumda yeterli”
Gerçekten yeterlimi acaba?

Yaralarını yalayarak kuytuda…
İçine akıtarak damla damla....
Elinin,
Tutunmak için aradığı el,
İşte diğer elin, bekliyor, orada….
Bağlanmak ve istemekten de ırak....
Paylaşmaksa alışkanlıklar kadar uzak...
Neden gereksin ki, bir diğeri ayrıca….
Paylaşmak ne demek Anna?

Sonsuzluk yada hiçlik
An ya da bir tek gün…
Issız bir dinginliğin koynunda,
Ömür ne kadar sürsün Anna?

Sevmek varmıdır Anna?
Sevmek, incinmek, çıplak,
Sevmek bir delilikse....
Sevmek ki ölümüne,
Elifi elifine.....
Yok bu normal olamaz....
Peki sevmek ne demek?
Yada
Sevgi için değil de,
Sevmek içinse sevmek.....
Yarın ne demek Anna?

İnsan neden bilmez ki sevmeyi Anna?
Sevmek, sevilmek, emek diye
Hep yarından öteye....
Yarın ne kadar sürer Anna?

Oysa,.....
Yarın artık bugündür….
Hatta o da bir anda
Dün olursa hiç şaşma…
Yarın dündü aslında….
Yarın ne kadar sürer Anna?…………………….
..............................................sema

7 Mart 2012 Çarşamba

"çocuk" .... mutlak sevgi... buydu...

Uçakla Ankara'dan İstanbul'a geliyorum.. akşam saatleri... yanımdaki 3 lü koltukta bir anne ve 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu... çocuk kıpır kıpır... yerinde duramıyor... yol boyunca anne onu oyalamak için insanüstü bir çaba sarf ediyor...çizim kitapları boyuyorlar, fısıltıyla hikaye okuyor kıza, yaplar bozulup yapılıyor habire... sabırsız sorulara sabırlı ve akılcı cevaplar veriyor..tekrar ve tekrar...

Dedim ya akşam saatleri... geldik İstanbul a ama, bir türlü iniş izni çıkmıyor kuleden... biz İstanbul semalarına tur üstüne tur bindiriyoruz.. küçük kızın dayanacak hali kalmamış artık...

Annesinin ayakları ile ön koltuk arasına sıkışmış zıplamaya çalışıyor... kadının da sabrı artık tükenmiş....oyun stokunu da bitirmiş sabrı ile bir... ve sonunda... sesini bir perde yükseltip yine de fısıltı sayılabilecek bir tonla... sadece... bir "yapma"...

Hah dedim, bacak kadar çocuk... çok anlar ya... bir yandan göz ucuyla seyrederken onları.. allah sabır versin kadıncağıza dedim içimden...zor şey...yerinde olmak istemezdim :))

Anne ve kız birbirlerine bir burun mesafesindeydiler zaten... önce hafif suratı düştü bizimkinin ... sonra dudakları büzüştü... gözlerindeki ışığın solduğunu ve nemlenmeye başladığını ben bile görebiliyordum.... susuyor ve annesinin gözlerinin taa içine bakıyordu... her ifadeyi.. her değişikliği yakalayabilmek için doğrudan gözlerinden yüreğine...

Kadın önce hiç renk vermedi.. o da öylece bakmayı sürdürdü kızın gözlerine...dosdoğru.. olabildiğince ifadesiz hatta...ama dayanamadı... o gözlerdeki suskun nemler yüreğini acıttı ki... "canımmmm" dedi "kıyamam" dedi ve bir an baktı kıza... tabii bende...ve birden...gördüm.... o yüzdeki yeniden aydınlanmayı...

O anı fotoğraflamak için.. neler vermezdim ...kadının da yüzü aydınlandı aynı anda.. bu nasıl bir ışıktı, parlaklıktı, tarifsiz... sıkıca kucakladı kızı... kızda annesini.. o küçücük ellerin kadının sırtına uzanıp kavramak için nasıl uğraştığını görebiliyordum...bu defa da benim gözlerim nemlendi... bir sevgi yumağı oldular... farkında bile değillerdi bir şaşkın seyircileri olduğunun.. sadece kendileri vardı orada ... birde mutlak sevgileri...

İlk defa....evet ilk defa hissettim... bu duygu... annelik... farklıydı.. işte buydu.. o çok özel bağ... çocuk-anne ilişkisi... mutlaka olmalı dedikleri... herşeye değen... herşeye tahammül ettiren.. insanı sabır tanrısı yapan... ancak "olan bilir" dedikleri.. buymuş demek ki... bunu anlamamışım, bu şekilde bakmamışım... bu yoğunlukta bunu hissetmek.... hem de bu yaşımda.. tuhaf duygulardı, bana yabancı... kıskandım aniden...ki pek kıskanmayı bilmem ben... ne bir insanı, ne bir eşyayı, ne bir duyguyu... hiç kıskanmadım ben...ama bu... özendim demek hafif kalırdı... evet itiraf gibi kendime... kaçırdığımı bile fark etmemişim bugüne kadar... böyle çıplak...böyle yalın... sadece sevgi... ötesi berisi yok... mutlak sevgi...

Trajikomik bir durumdu.... hemde bu yaşta...aniden fark edivermek... ne kör bir cehaletti ya rabbi...ama işte...hazırlıksız... bir anda... yüreğim acıdı...

Sonra dedim dur bir dakika.. hemen duygusallaşma...kendime gelmek için biraz da.... analitik olarak ele alalım konuyu :))

Evet hadi bu duyguyu inceleyelim...bir çocuğu sevmek, hem de eksilmeyen, tüketilmeyen hatta giderek zenginleşen bir dille sevmek... ve hep sevileceğinden emin olmak...mutlak, tartışmasız, koşulsuz ve limitsiz....

Demek ki "çocuk sahibi olmak"; aslında "sevme ve sevilme garantili, kısaca karşılıklı sevgi garantili bir canlı edinme" süreci.. hem de ömür boyu... kesintisiz bir sevgi... hangi çılgın aşk, hangi sevgili böylesi bir tatmini vadedebilir ki...

Var mı böylesi.. işte bu cazip kılıyor demek ki anne-baba olmayı... çok çocuk yapmayı..çocuk için onca uğraşmayı... daha çok çocuk, daha çok sevgi..

Yani aslında "çocuk istiyorum" demek ; tamı tamına "sevmek ve sevilmek istiyorum ömür boyu...her durumda... her koşulda...limitsiz" demekle aynı şey...işte bu da bence durumun analitik açıklaması... bonusu sınırsız sevgi.... varmı benzeri... ben bulamadım...ya siz ne dersiniz :))

Bu sosyopsikolojik açıklamayla oyalanırken ben... kurudu ıslaklığı gözlerimin... bir parça burukluk ve hüzün kaldı geriye... ve uçak indi İstanbul'uma, gerçekliğime....yeni bir duygu getirmiştim beraberimde.... ve bir de biraz "keşke"...

26 Şubat 2012 Pazar

Hadi canım sende :)

Keşke demicekmişiz....Pişman da olmayacakmışız....

Hadi canım sende...

Daha az önce dedim kocaman bir keşke... pişmanlıkla beraber hemde :))... koca bir tost, arkasından doymayıp 2 dilimde reçelli ekmek yiyince... karnımın böylesi doymasıyla birlikte... bir keşke yerleşti içime ki... sormayın öyle böyle :))

Efendim.... "o an öyle gerekti, öyle oldu, en doğru karar o an için oydu....de ve yürü.... bakma ardına" diyorlar... mümkünmüş gibi sanki....

Yemeği fazla kaçırınca, tembellik edip yapamayınca, gereğinden fazla sevip de huysuzlaşınca, her şeye gecikince, isteyip diyemeyince ve daha ne çok durumda... Keşke, keşke, keşke.....

İnsanın iyi'kileri olur da keşkeleri olmaz mı hiç.....

Ardına bakıp üzülmeyen...yada kısa hesaplaşma molalarında, soluk resimlere her baktığında, eski bir melodi duyulduğunda....yüreğinde "keşke" tomurcuklanmayan varmıdır....

Hem neden pişman olmayacakmışım... keyfim ister pişman da olurum....

Kendimizi sevelim...sevelim tamam da, o kadar da abartıp kendimize aşık olmayalım, aman....

Hiç pişman olmamak ne demek... "en doğrusunu ben yaparım" demek..."hiç hata yapmadım" demek...yani bu işin sonu "ben hiç hata yapmam" a kadar bile vardırılabilir ince ince...eyvah ki ne eyvah yani...

Keşkelerim de var benim, pişmanlıklarım da, hatalarım da.... var elbet.... ve olacaklar da... insanım ben ya...hatasıyla günahıyla... keşkelenirim...pişmanlıklarla yuvarlanırım....affetmeyi denerim kendimi....çok da kızarım bazı bazı.... bilirim bazılarının yoktur telafisi....

Ama bir o kadar da "iyiki" de biriktirmişimdir bir yandan... Onlar da çoktur... Bakıp bakıp gururlanırım gizli gizli...iyikilerimi okşarım da sık sık.. :))

Ben keşkelerimi de iyikilerimi de, birer gazilik madalyası taşır gibi taşımaya çalışmaktayım... bazen tebessüm bazen acı ile.....

Keşkelerimle uzlaşmak bazen zor olsa da.... önemli olan keşke dememek değil.... keşke durumlarında, bir daha aynını yapmamaya çalışmak...o da kesin değil yani :)) yapmamaya çalışmak bile iyi bir uğraş sonunda....iyi gelir insana ...sonuç yine aynı olsa da :))))

Ama yaşam böyle bişi değilmi.... hep pembe de değil, hep gri de...hele siyah yada beyaz hiç değil.... yaşıyoruz her birimiz kendimizce...keşkelerim var benim...pişmanlıklarım da...hem kime de ne...değilmi ama :)) keşke deme, pişman olma, hata yapma özgürlüğüme kimseler karışmasın lütfen.... hem risk alırım, hem keşke diyebilirim ben....

Bence takılmadan sözcüklere, kavramlara.... doyasıya yaşayalım... ertelemeden, üşenmeden, gecikmeden....

Bol bol sevgi dağıtarak....Cimrilik yapmadan "seni seviyorum" diyelim tüm sevdiklerimize...geç olmadan...her şeye....sevgiyle....gerisi nafile bir bahane...:))



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...