annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Sırça "kale"... ailem...

Dün akşam uğradım annemlere.... annem açtı kapıyı... babam yatmak üzereymiş... geldi salona.. önce dalgın gibiydi bakışları.... annemin sesine gelmişti.... ama sonra beni görünce... öyle bir aydınlandı ki yüzü... ışıl ışıl baktı, sımsıkı kucakladı beni... gözlerim yollarda hep dedi... bekliyorum gelesin diye... canım babam benim... canımsın sen... sarıldım bende sıkı sıkı...

5 sene önce başladı yavaşlamaya... unutmaları... giderek arttı.... arttı... o dimdik, kendinden emin, akıllı adam, giderek bir çocuğa dönüştü sanki...

Unutuyordu... az önce anlattığını da.... biraz önceki sohbeti de... yeni olmuş şeyleri de.... unutuyor ve çok içerliyordu kendi haline... canım babam benim... öyle üzülüyorum ki bu haline...

Tek şey değişmedi hala... gözlerinde ki ışık.. o da soluklaşsa da bazı bazı... hala o sıcaklık hep var bakışlarında... sarıldığında sımsıkı.. içine almak istercesine... geldiğimde, gördüğündeki sevincin.. o değişmedi... değişmesin de... 

Canım acıyor sana baktığımda... annemim seni yönlendirme çabaları çaktırmadan.. senin kızmaların.. sohbete devam edebilmen için, hissettirmeden tamamlamaları... yine de çok tatlısınız birlikte... annem bir çınar gibi yanında... o iki büklüm haliyle... her gün biraz daha devleşen bir çınar gibi... hep etrafında... giderek daha daha özenli hatta... bunun adı ne... aşk mı... sevgi mi... alışkanlık mı.. yok yok bu başka bişi.. başka bir bağlılık bileşkesi... sen yada ben den öte... biz olmanın yaşlılık hali gibi...

İnsanın anne ve baba algısı seneler içinde değişir mi... değişirmiş...inanın... onlar bir kale gibi başlarda... içinde konfor konfor yaşadığınız... o kale tutsaklık gibi ilk gençlik yıllarınızda.... her fırsatta kaçmaya çalıştığınız.... kale sığınak gibi sonraları, darda kaldığınız da sığındığınız....ve o kale sırça bir köşk gibi en sonunda üzerine titrediğiniz, sert fırtınalarda kaygılandığınız, yıkılacak diye korktuğunuz... aynen de öyle.... ama hep "kale" size aileniz....

Babam 82 annem 79 yaşında.... aslında ne kadar şanslılar her şeye karşın... birlikteler... yaslanarak birbirlerine, deli gibi kavga etseler de devamlı :)) taşıyarak birbirlerini, ve hep var olarak bir diğeri için.... bu şans işte... kıymetli çok kıymetli....

Canlarım benim... iyi ki varsınız... sırçadan da olsa "kale" için teşekkürler size... ben hep olacağım yanınızda... siz de olun emi :))

7 Mart 2012 Çarşamba

"çocuk" .... mutlak sevgi... buydu...

Uçakla Ankara'dan İstanbul'a geliyorum.. akşam saatleri... yanımdaki 3 lü koltukta bir anne ve 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu... çocuk kıpır kıpır... yerinde duramıyor... yol boyunca anne onu oyalamak için insanüstü bir çaba sarf ediyor...çizim kitapları boyuyorlar, fısıltıyla hikaye okuyor kıza, yaplar bozulup yapılıyor habire... sabırsız sorulara sabırlı ve akılcı cevaplar veriyor..tekrar ve tekrar...

Dedim ya akşam saatleri... geldik İstanbul a ama, bir türlü iniş izni çıkmıyor kuleden... biz İstanbul semalarına tur üstüne tur bindiriyoruz.. küçük kızın dayanacak hali kalmamış artık...

Annesinin ayakları ile ön koltuk arasına sıkışmış zıplamaya çalışıyor... kadının da sabrı artık tükenmiş....oyun stokunu da bitirmiş sabrı ile bir... ve sonunda... sesini bir perde yükseltip yine de fısıltı sayılabilecek bir tonla... sadece... bir "yapma"...

Hah dedim, bacak kadar çocuk... çok anlar ya... bir yandan göz ucuyla seyrederken onları.. allah sabır versin kadıncağıza dedim içimden...zor şey...yerinde olmak istemezdim :))

Anne ve kız birbirlerine bir burun mesafesindeydiler zaten... önce hafif suratı düştü bizimkinin ... sonra dudakları büzüştü... gözlerindeki ışığın solduğunu ve nemlenmeye başladığını ben bile görebiliyordum.... susuyor ve annesinin gözlerinin taa içine bakıyordu... her ifadeyi.. her değişikliği yakalayabilmek için doğrudan gözlerinden yüreğine...

Kadın önce hiç renk vermedi.. o da öylece bakmayı sürdürdü kızın gözlerine...dosdoğru.. olabildiğince ifadesiz hatta...ama dayanamadı... o gözlerdeki suskun nemler yüreğini acıttı ki... "canımmmm" dedi "kıyamam" dedi ve bir an baktı kıza... tabii bende...ve birden...gördüm.... o yüzdeki yeniden aydınlanmayı...

O anı fotoğraflamak için.. neler vermezdim ...kadının da yüzü aydınlandı aynı anda.. bu nasıl bir ışıktı, parlaklıktı, tarifsiz... sıkıca kucakladı kızı... kızda annesini.. o küçücük ellerin kadının sırtına uzanıp kavramak için nasıl uğraştığını görebiliyordum...bu defa da benim gözlerim nemlendi... bir sevgi yumağı oldular... farkında bile değillerdi bir şaşkın seyircileri olduğunun.. sadece kendileri vardı orada ... birde mutlak sevgileri...

İlk defa....evet ilk defa hissettim... bu duygu... annelik... farklıydı.. işte buydu.. o çok özel bağ... çocuk-anne ilişkisi... mutlaka olmalı dedikleri... herşeye değen... herşeye tahammül ettiren.. insanı sabır tanrısı yapan... ancak "olan bilir" dedikleri.. buymuş demek ki... bunu anlamamışım, bu şekilde bakmamışım... bu yoğunlukta bunu hissetmek.... hem de bu yaşımda.. tuhaf duygulardı, bana yabancı... kıskandım aniden...ki pek kıskanmayı bilmem ben... ne bir insanı, ne bir eşyayı, ne bir duyguyu... hiç kıskanmadım ben...ama bu... özendim demek hafif kalırdı... evet itiraf gibi kendime... kaçırdığımı bile fark etmemişim bugüne kadar... böyle çıplak...böyle yalın... sadece sevgi... ötesi berisi yok... mutlak sevgi...

Trajikomik bir durumdu.... hemde bu yaşta...aniden fark edivermek... ne kör bir cehaletti ya rabbi...ama işte...hazırlıksız... bir anda... yüreğim acıdı...

Sonra dedim dur bir dakika.. hemen duygusallaşma...kendime gelmek için biraz da.... analitik olarak ele alalım konuyu :))

Evet hadi bu duyguyu inceleyelim...bir çocuğu sevmek, hem de eksilmeyen, tüketilmeyen hatta giderek zenginleşen bir dille sevmek... ve hep sevileceğinden emin olmak...mutlak, tartışmasız, koşulsuz ve limitsiz....

Demek ki "çocuk sahibi olmak"; aslında "sevme ve sevilme garantili, kısaca karşılıklı sevgi garantili bir canlı edinme" süreci.. hem de ömür boyu... kesintisiz bir sevgi... hangi çılgın aşk, hangi sevgili böylesi bir tatmini vadedebilir ki...

Var mı böylesi.. işte bu cazip kılıyor demek ki anne-baba olmayı... çok çocuk yapmayı..çocuk için onca uğraşmayı... daha çok çocuk, daha çok sevgi..

Yani aslında "çocuk istiyorum" demek ; tamı tamına "sevmek ve sevilmek istiyorum ömür boyu...her durumda... her koşulda...limitsiz" demekle aynı şey...işte bu da bence durumun analitik açıklaması... bonusu sınırsız sevgi.... varmı benzeri... ben bulamadım...ya siz ne dersiniz :))

Bu sosyopsikolojik açıklamayla oyalanırken ben... kurudu ıslaklığı gözlerimin... bir parça burukluk ve hüzün kaldı geriye... ve uçak indi İstanbul'uma, gerçekliğime....yeni bir duygu getirmiştim beraberimde.... ve bir de biraz "keşke"...

27 Şubat 2012 Pazartesi

eski hırkam...

Olmuştur sizin de eminim... kocaman sıcacık el örmesi, anne emeği bir hırkanız... vazgeçemediğiniz..

O kocaman hırka... nelere şahit...

Buram buram çocukluk, ilk gençlik günleri...ev kokan...

Uzaklardayken... özlemlere pansuman...

Üzerindeki kurumuş göz yaşlarını itinayla saklayan. yumuşacık... sarıp sarmalayan...

Eski hırkam... ben'i en çok sorguladığım, ben'i en çok yargıladığım....o eski günlerin sessiz tanığı... sıcak yaz günlerinde bile uzaklaşmaya kıyamadığım... hep bir el mesafesinde tuttuğum... eski hırkam...

Ne zaman, nerede vazgeçtim ondan... yenisini mi koydum yerine... bilmem... net değil hatırladıklarım...

Unutmuşum...

Bir kaç hafta önce, annemlerdeydim Antalya'da... Annemin üzerindeydi benim eski hırka...

Baktım uzun...takıldım bir süre...

Hey gidi günler...

Büründüğüm....onsuz olamadığım... bensiz olamayan... çocukluğumdan benimle genç kızlığa adım atan....soluklaştıkça daha bir benim olan...o kocaman salaş rengi solmuş sıcak hırkam....

Sorsam ona....hatırlar eminim....

Saatlerce telefon başında oturduğum, her derdi dinleyecek kadar cesur olduğum... her derde bir çözümüm olan günlerim.... ve her sorunun mutlak bir cevabı var zannettiğim...ders çalışırken sabahlara kadar... benimle birlikte uykusuz kalan... çayın, kahvenin tadını benimle bilen :))

Gelecek denildiğinde turkuaz bir mavi ve sonsuzluk düşlediğim,  hayat denilince çok uzun zannettiğim, sevgi denilince bile kalbimde kelebekler uçurduğum günler....

Hayatımın siyah ya da beyaz günleri...griyle henüz tanışmadığım.... uzlaşmalarımın uzağında.... başkaldırılarımın en ateşli demleri... hırkamsa bir zırh gibi... her kavgamda yanımda...

Şimdi....

Eski hırka....yok....aniden fark ediverdim.... ürperdim...

Suçlulukla baktım hırkama bir süre.... gözlerim dolaştı ilmek ilmek....

Üşüdüm aniden....

Kaybolan masumiyetler.... kaybolan özlemler... kabuklanarak sertleşmiş yaralar... soluklaşan gençlik hayalleriyle beraber... farkına bile varmadan geçen seneler... öyle çok şey sıkışmış ki benimle hırkamın arasına...

Hırkam da bana bakıyordu.... sorgular gibi şahit olmadıklarını.... sorar gibi sanki....

Üşümem daha da arttı...

Sessizce baktım... gözlerimden anladı... güldü bana ilmek ilmek... üşüme, üzülme dedi... bak gençliğin en azından bende saklı... annemin üzerinden sıcaklığı yayıldı o günlerin.. o ateş, o umut, o güven, o öfke, o sevda... ısındı içim... ben de güldüm... gülüştük karşılıklı...

Annem sordu bana bakıp....
" Neden gülüyorsun bana bakıp bakıp"  hırkanı isteme sakın, vallahi vermem... :)))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...