hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2012 Pazar

Zoru severim, imkansız zaman alır....

Gerçekten niye böyle "zor"a sevdalıyım ben... neden yani... 
İmkansızı yaparım diye bir iddeam olmasa da... kolayıma gelenle hiç işim olmaz... olmamıştır...

İyi peki de... kendime kastım niye...

Hele birileri "yapamazsın" demesin... içimdeki deli hemen ayaklanır.... çocuk ben de hazırdır zaten hemen... eee akıllı bene çok seçenek kalmamıştır... kolları sıvamaktan başka.... niyeyse... illa yapabilmem lazımdır...

İngilizce de "easy going" diye bir söz var ya...kolay, uyumlu, uysal... bende bu tam tersi yani..

Çevremdekileri de bezdiririm, yorarım kendimle beraber... bünyem kaldıramaz bazen... akıllı ben yeter der... ama dinleyen kim... deli ben yollara vurmuştur bir kere... yapmadan dönmeyecektir...

İyi de... ben kimi kime şikayet edeyim...

Yaş kemale erdikçe... biraz akıllanır yani insan... bir durur... bir durulur... bir ağırlaşır dimi... nerdeeeee...

Benim delinin canı sıkılmaya görsün... peşine takarak bendeki herkesi... bir o yana bir bu yana savrulur...

Bendeki "ben" lere gelince... orası bir kalabalık ki sormayın... sanki hababam sınıfı... kimler yok ki sınıfta... çocuk ben, deli ben, huysuz ben, şımarık ben, haşarı ben, sulugöz ben, utangaç ben, çapkın ben, kavgacı ben, kırılgan ben, sakar ben, kaçkın ben, tembel ben, çalışkan ben, inatçı ben, patavatsız ben, aktivist ben, idealist ben, hayalperest ben, işgüzar ben, ... ha bir de tüm bunlarla başa çıkmaya çalışan akıllı ben.... bir kalabalık "ben" durumu yani...

Bir karar aşamasında... bir dinlemeye kalksam... eyvah ki ne eyvah yani... sırayla konuşsalar yine çekilebilir de... yok illa hep beraber konuşacaklar... birbiriyle kavgalı olanlar da var, kanka olanlar da... kulis yaparlar, tartışırlar, bağrışırlar...bir patırtı ki....inanamazsınız...

Dinlemeye kalksam aklım, dinlemesem de yönüm karışır...

Ben ve içimdeki ben'ler... oyun bile oynarız beraber... en sevdiğimiz oyun mu? "Zor oyunu" tabii ki... o nedenledir zor'a olan bu sevdam...

Allahtan merhametli ve adildirler aynı zamanda... çok darlanınca ben... yada kaybolunca karanlıklarımda... şefkatle.. duruma el koyarlar hep birlikte... buluruz ışığı yeniden itinayla... eh bu da bişi değil mi :)) sevgi ve selamlarımla sizdeki "siz"lere... :))


3 Mart 2012 Cumartesi

cemre düştü odama, sabah sabah :))

Bu sabah...Tuhaf bir duyguyla uyandım...
Saat 6 civarında... henüz saat çalmadan.... kendiliğimden... uykumu da almışım üstelik ..dışarı baktım... hava bulutlu da olsa... terasa çıktım...

İlk çıktığımda terasa, aniden güneş çıktı bulutların arasından .. güneş ve tüm terastakiler....bana merhaba dediler sanki hep bir...uzun zamandır gündüz çıkmamıştım... ihmal işte, ama küsmemişler.... oradalar hatta güneş bile.... Sonra inceledim saksıları bir bir...aaa o ne ... çilekler çiçeğe durmuş minik minik...O tıkış tıkış bir sürü kuru yaprağın arasında yeni filizler, bi de beyaz minik potur çiçekler....

Soğuk buz gibi bir hava vardı dışarıda... ama kokusu değişmişti rüzgarın... hafiften bir toprak kokusu karışmıştı nemli havaya... ve bir tazelenme telaşı seziliyordu derinlerden.. karlı kışın üşüttüğü, rüzgarların yorduğu sevgili çiçeklerim... bana bakıyorlardı... duruşlarını dikleştirmeye çalışarak yavaştan...

Leylak dalları ilk yapraklarını verme hazırlığındaydı....

Ve sürpriz...arada kaçamak yeşeren ballı baba fideleri... gülümsedim yine kocaman..okşadım onları da...
Ballı babaları çok severim... çocukluğumdan beri baharın ilk gülücüğü onlardan gelir, bilirim...
Hasretle beklerdim açmalarını her sene... bir de camın önündeki, yan bahçede ki koca erik ağacı.. bir ballı babalar, bir de o ağaç... Baharın ilk ulakları olmuşlardır benim dünyamda...

Ben hep böyle özlemle beklerdim baharın ilk dokunuşunu, kendimden ve penceremden...

Ben güneş insanıyım...
Uzun kış gecelerinde depresif olup, baharla çiçeklenirim yeniden...
En sevmediğim ay kasımdır bu yüzden...
21 aralıkta "yaz geldi" kutlaması yaparım...
Oleyyy, günler uzamaya başlayacaktır yeniden....
İşte ışığın galibiyeti, geri dönüşüdür benim kutladığım...
Gün be gün takibinde olurum ballı babaların, leylak ve erik dallarının,
Baharın gelişini böyle beklerim ben....

Bu kış da yine aynı duygulardaydım...
Sıkıldım karanlık uzun gecelerden...
Bünyem beklemekteydi tüm duyularıyla baharın ilk dokunuşunu....
Ve bugün bana bahar değdi... hissettim gerçekten kıpırtısını...
Öyle bir hoşgeldin yükseldi ki içimden....

Evet ya artık zamanı...
Tüm bitkiler gibi, benim için de doğum yakın...
Hüzünleri ekmiştim toprağa....
Çiçeklenme vaktim yaklaşıyor, yaşasın..

Kimseler bir yerde aramasın... ilgili cemre bana düşmüş bu sabah.:))  yeri ve saati bile belli hatta .....tam yattığım odaya saat 6 da... evet evet bu işte.. buldum sonunda... senelerdir duyardım.... ilk defa "budur" dedim.... hoşgeldin sevgili cemre.....

Vallahi bu sabah aynen böyle hissettim... aynada yüzüme takıldı gözlerim... kocaman kocaman gülümsüyordum.... ha ha ha ha.... bunu seviyorummm....

Bana ne... olsun... ben hala bir çocuğum...söylemişmiydim....:)))))

27 Şubat 2012 Pazartesi

eski hırkam...

Olmuştur sizin de eminim... kocaman sıcacık el örmesi, anne emeği bir hırkanız... vazgeçemediğiniz..

O kocaman hırka... nelere şahit...

Buram buram çocukluk, ilk gençlik günleri...ev kokan...

Uzaklardayken... özlemlere pansuman...

Üzerindeki kurumuş göz yaşlarını itinayla saklayan. yumuşacık... sarıp sarmalayan...

Eski hırkam... ben'i en çok sorguladığım, ben'i en çok yargıladığım....o eski günlerin sessiz tanığı... sıcak yaz günlerinde bile uzaklaşmaya kıyamadığım... hep bir el mesafesinde tuttuğum... eski hırkam...

Ne zaman, nerede vazgeçtim ondan... yenisini mi koydum yerine... bilmem... net değil hatırladıklarım...

Unutmuşum...

Bir kaç hafta önce, annemlerdeydim Antalya'da... Annemin üzerindeydi benim eski hırka...

Baktım uzun...takıldım bir süre...

Hey gidi günler...

Büründüğüm....onsuz olamadığım... bensiz olamayan... çocukluğumdan benimle genç kızlığa adım atan....soluklaştıkça daha bir benim olan...o kocaman salaş rengi solmuş sıcak hırkam....

Sorsam ona....hatırlar eminim....

Saatlerce telefon başında oturduğum, her derdi dinleyecek kadar cesur olduğum... her derde bir çözümüm olan günlerim.... ve her sorunun mutlak bir cevabı var zannettiğim...ders çalışırken sabahlara kadar... benimle birlikte uykusuz kalan... çayın, kahvenin tadını benimle bilen :))

Gelecek denildiğinde turkuaz bir mavi ve sonsuzluk düşlediğim,  hayat denilince çok uzun zannettiğim, sevgi denilince bile kalbimde kelebekler uçurduğum günler....

Hayatımın siyah ya da beyaz günleri...griyle henüz tanışmadığım.... uzlaşmalarımın uzağında.... başkaldırılarımın en ateşli demleri... hırkamsa bir zırh gibi... her kavgamda yanımda...

Şimdi....

Eski hırka....yok....aniden fark ediverdim.... ürperdim...

Suçlulukla baktım hırkama bir süre.... gözlerim dolaştı ilmek ilmek....

Üşüdüm aniden....

Kaybolan masumiyetler.... kaybolan özlemler... kabuklanarak sertleşmiş yaralar... soluklaşan gençlik hayalleriyle beraber... farkına bile varmadan geçen seneler... öyle çok şey sıkışmış ki benimle hırkamın arasına...

Hırkam da bana bakıyordu.... sorgular gibi şahit olmadıklarını.... sorar gibi sanki....

Üşümem daha da arttı...

Sessizce baktım... gözlerimden anladı... güldü bana ilmek ilmek... üşüme, üzülme dedi... bak gençliğin en azından bende saklı... annemin üzerinden sıcaklığı yayıldı o günlerin.. o ateş, o umut, o güven, o öfke, o sevda... ısındı içim... ben de güldüm... gülüştük karşılıklı...

Annem sordu bana bakıp....
" Neden gülüyorsun bana bakıp bakıp"  hırkanı isteme sakın, vallahi vermem... :)))

20 Şubat 2012 Pazartesi

Sessizlik anlatır senden sonrasını ...

Bazen susarsın...
Sessizlik anlatır senden sonrasını..
Öyle gürültülüdür ki bazen,
Şaşarsın....
Bazen gözlerini kaparsın...
Hayaller oynaşmaya başlar gözlerinde....
Sıkı sıkı kalbini de kilitlersin...
Bazen,
Kelimelerden kaçarken sen,
Düş olurlar rüyalarında, ince ince...
Sessizliğin gürültüsünden kurtulmak,
Hepten mümkünsüzdür bazen...
Ve sen konuşmaya başlarsın ...
Bitsin bu gürültü...
Ve sessizlik sussun diye yeniden...

11 Şubat 2012 Cumartesi

Bir şeyi dilemek, elde etmekten daha güzel olabilir mi?

Ve bir tek adım kalmıştı...
Son bir adım....
Hayır dedi taa derinden bir ses "HAYIR YAPMA"...
Aynı ses sordu,
Titrek ve tereddütlü...
Ya ulaştığında,
Hayal biterse...
Alma eline, dokunma, senin yapma...
Bırak hayali kalsın öylece..
Nasılsa,
Dokunmak,
Bir adım yakınında...
Hiç bir hayal ölmez ulaşılmazsa...
Zenginleşerek büyür düş dünyasında...
Meze yaparsın hatta,
Şarabının, keşkelerinin yanına..
İlham olur akar damla damla...
Her gözünü kapadığında senin olur hayalin..
Tükenmez, tükenemez olur..
Ölümsüz olur..
Yaşarsın hayalinle..
Dokunma, yok etme, yapma, durrr....

Doğru olabilirmi bu... bir şeyi düşlemek elde etmekden daha güzel olabilirmi.... ya değilse, ya biterse, ya incitirse ya da en kötüsü tümden yok olursa diye diye....çok istesek de... o son adımda durduğumuz olur mu.... bunun adı ne...korku mu... gerçeklikten kaçış mı... bencillikmi...adı var mı....

Düşlerin yumuşak pastel rengi, gerçeğin keskin hatlarıyla başa çıkabilirmi.... hangisi daha güçlü.....yada tam tersi...

En özgür anlarımızdır hayal kurma anları...süsleme...isteme....renklendirme...gözde canlandırma... olmuş gibi düşünüp kendimizi de bu dünyaya katma ...gözleri kapayıp hissetme anları... peki ya gerçek... asıl gerçek başaçıkabilirmi bu düş dünyasıyla.... hangi gerçek, düşler kadar mükemmel olabilir yada sürdürebilir bu büyüyü... mümkünmü....sanki imkansız...adı üstünde "çıplak gerçek"... tülü, büyüsü, hülyası yok... neyse o ... o kadar... bu ürkütüyor gibi bilinçaltlarımızı....

Okuduğu bir kitabın filmini izleyip de hayal kırıklığı yaşamayan varmıdır..olsa da çok azdır herhalde... hele bir de çok sevdiysek kitabı... düşlerde gezer gibi bir görsellik yaratarak hayalimizde, bir de içine girdiysek... bazen kişilerin yüzleri bile olur kitabı okurken, mekanlar canlıdır soluksuz sayfalarda.... sonra.. bir yönetmen kendi görseliyle canlandırır kitabı, filmi çeker... mekanlar da, yüzler de, ifadeler de farklıdır bizim düş dünyamızdan.. uymaz...uyması da çok zor değilmidir.... herkesin düşündeki sahne kendine....

Birde tabii bu konunun cinsler arasında da farklı algılanması olabilir...Sanırım yukarıda anlattıklarım oldukça hatunca düşünme tarzı...  erkekler için zaten herşey "neyse o" değilmidir... hayal dünyası ya da düş dünyasında bu kadar gezme fikri bile yorar onları... hele "ya değilse, ya değişirse, ya tükenirse" diye istemekten bile vazgeçermi bir erkek... yok yok... bu çok karmaşıktır onlar için.... tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz... yine de bu düşünme tarzı standart bir erkek için fazla komplekstir.. onlar böyle labirentli düşünmelere gelemezler.... sonuç odaklı olan erkek yaklaşımı ile süreç odaklı kadın yaklaşımı arasındaki temel farklardandır bu da... bence yani :))) ya sizce....
Sevgiyle......


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...