susmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
susmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2012 Pazartesi

Sanki üstüme vazife..

Dayanamıyorum....

Yok illa karışacağım...

Sağa bakıyorum, sola bakıyorum, içimden on'a kadar sayıyorum....olmuyor, olmuyor.. dayanamıyorum...

İlla fikrimi söylicem yani...bana sorulmuş olması da gerekmiyor her zaman... söyleyeceğim bir bildiğim varsa... susamıyorum.... illa diyeceğim ve rahatlayacağım o kadar yani...varmı böyle bir şey... nasıl da kızıyorum kendime... ya kızım bir sus... bi dur...bi bekle diye...ama nafile...sanki her şey benim üstüme vazife..:))

Durumdan vazife çıkarma durumu ki..... mutenası müstesnası yok... her durum da baki... eyvah ki ne eyvah vallahi....

Terapi mi alsam ne yapsam....

Otobüste mesela... önümdeki sırada iki kişi konuşuyor... aslında dinlemek bile ayıp... bir film adını hatırlayamıyorlar... yok hayır sus ama karışma.... desem de... biliyorum... en çok iki dakika sabredeceğim... aklımdan neler geçirmeye çalışsam da... çaresizim... söylemeliyim .... öne eğilip söylüyorum... ohhh... artık susabilirim... varmı böle bişi yaaa.... neden her şey benim üzerime vazife....

Çocukluktan beri hep aynı... büyüdüm değişmedi.. yaşla başla bir alakası yok ki... bu bir ruh durumu ki öyle böyle değil.. sabırsızlık mı, cantezliği mi.. yok yok hiç biri değil...

Başıma neler geldi bu huyumdan... bi susmayı becersem... ulu orta öyle pat diye her şey söylenirmi... Allahın delisi bi sen mi kaldın... bak diğer herkes susuyor, anlamazlıktan gelip salağa yatmanın dayanılmaz hafifliğinde... bu nasıl bir "söyle kurtul, söyle rahatla" durumu ki... başıma gelecekleri bile bile... içim önce kıpırdamaya başlıyor, sonra fokurduyor.. veeee en sonunda taşıyor... önemli yada önemsiz olması da değil bu durumu tetikleyen... söyleyecek bir söz düşmüşse aklıma... eyvah... illaki taşıp çıkacak dışarıya...

Ne demiş erenler; " Söz gümüş ise sükut altındır"... iyi de gel de anlat içimdeki deliye....

İşte öyle...

Kusura kalmayın emi... bu da ben işte... sevgiyle....

22 Mart 2012 Perşembe

Yürek yürekte olsa da ....


Bu da farklı bir yazı... bir deneme, farklı tınılı...
Bir de böyle yazayım dedim.... :))

Arada yazacağım böyle yine.... öykü yolunu bulur, öykü olur mu... nereye akar bu değen yürekler... inanın bilmiyorum ben de... sadece okuduğum bir makaleden esin.... aşağıdakileri düşündüm.... birden böyle yazmak geldi içimden :)) ben de yazdım öylesine ....

Farklı denemeler, ya da aklıma gelenler... oradan buradan şeyler..
Benden olanların yanı sıra... sürçü laflar af fola :)

YÜREK YÜREKTE OLSA DA ....

Haydarpaşa'dan kalkan son trendeydi ....
Vagonun ıslak buğulanmış camına alnını dayayıp dışarıya, o soğuk puslu karanlık İstanbul akşamına baktı...baktı... dayanamadı....oturdu.... gözleri ıslak.... gidiyordu, gitmeliydi, gidecekti....

Söyleyememişti... tek bir kelime edememişti... nasıl anlatabilirdi....olmadığını, kaldıramadığını...bir süre uzak kalması gerektiğini... aslında tümüyle kendinden, ruhundan kaçtığını...nasıl anlatabilirdi... anlayacağını bilse de, elinden tutacağını yanında olacağını bilse de.... yapamazdı, yapmamıştı, yapmayacaktı... bu onun yalnız kavgası, yalnız yolculuğuydu... bir şekilde kendi sorumluydu ve kendi ödeyecekti... anlatamazdı... anlatsaydı olmazdı.. erkekti o... yapamazdı...

Yavaş yavaş hareketlenen trenin tık tık ları yüreğinin tık tık larına karışıyordu...ritim hızlanıyordu yüreğiyle bir.... yüreği acıyordu...hem de nasıl.... beyni uyuşmuştu, hem de nasıl.... ardına bakamamış, gidiyorum diyememiş, tüm sözlere kulaklarını tıkamış, sesini duymayı kendine yasaklamıştı... yüreği sıkışıyordu.. gecenin karanlığında, vagonun soğuk, soluk ışığında, utanmadan ağlıyordu... bedeni ağlıyor, bedeni ağrıyordu... çökmüş omuzlarını tuttu elleriyle, küçüldü o kocaman cüssesiyle... başı önünde..... ağlıyordu... her şeyiyle....

Sevmişti... hem de nasıl.... işte demişti.... hem de nasıl... ne uzun olmuştu böyle hissetmeyeli... hissetmeleri unutmuştu .. onunla o olmuştu.. sende kendimi temize çektim... iyi ki varsın demişti..bir anlam ise aranan... buydu...

Ah bir de doğru zaman olsaydı... son defayı... yüzünü ellerinin arasına aldığında gözlerindeki hüznü... unutabilir miydi... kahretmişti... çaresizdi... anlatamamıştı... anlatamazdı... anlatmayacaktı....

İstanbul.... yine bir trenle gelmişti bir gece vakti yüreği pır pır.... yine bir gece vakti kaçıyordu yüreği sıkışık....arası....buradan bakınca koca bir boşluk.... benliği, aşkı, sevdası, özlemi... geride.... yüreği yüreğinde.... gidiyordu bilinmeyene....

gözleri ıslak... bakamıyordu daha öteye... ağlıyordu....

********

Geceydi... uyuyamamıştı... kalktı....cama yasladı burnunu... dışarıya baktı, baktı....
Sonunda susmuştu sorular... nedensiz, cevapsız, sessiz yankılanan....

Susmuştu, konuşmuştu, sevmişti, haykırmıştı, ağlamış küfretmişti..... sadece sessizlikle suskunluk dönmüştü geriye.. bir duvar vardı.. elle tutulur gibi, gözle görünür gibi... kulaklarında da duvarlara çarparak büyüyen, dönen kelimeler.... içinde haykıran... cevapsız, boyunları bükük, sorular....

Aşamamıştı.... başaramamıştı... ulaşamamıştı.... yüreği duvarları atlayıp ulaşsa da ona, kendisi kıyısında kalmıştı....

Bir zerresine ulaşabilseydi.... dokunabilseydi... alıp çıkarmaz mıydı onu kör karanlıklardan... bir çınar olurdu yanında dimdik.... elini uzatıp tutmaz mıydı.... her nerede olsa da.... buradayım...varım, varsın, varız diye fısıldamaz mıydı kulağına..... dağınık savrulan parçalarını toplayıp bir bir.... yeniden var etmez miydi... kadındı o.... bu onun doğasında vardı...yapardı hem de nasıl...yaratırdı hem de nasıl...

Korkmazgil'in şiirinde ki gibi....yapmaz mıydı.... duvarları dağları aşmaz mıydı....

Baktı karanlık geceye... gözleri ıslak....
ulaşamamıştı... tekrar tekrar denese de anlatamamıştı.... anlaşılamamıştı....
ıssız kalmış, ırak kalmıştı... yaklaşmış ancak yakınlaşamamıştı...

Yüreğinin yüreğine dokunduğunu biliyordu....
Yüreğinin yüreğinde olduğunu da.... acı olan da buydu... içine koyan... sıradan değildi... hiç değildi hissettikleri...önemliydi... çok önemliydi, hem de nasıl....

Soğuktu dışarısı... üşüyor muydu.... üşümüştü yüreği biliyor muydu... sessiz isyanı vardı duyuyor muydu.....

Gözleri ıslaktı... bakamıyordu daha öteye.... ağlıyordu....

************




20 Şubat 2012 Pazartesi

Sessizlik anlatır senden sonrasını ...

Bazen susarsın...
Sessizlik anlatır senden sonrasını..
Öyle gürültülüdür ki bazen,
Şaşarsın....
Bazen gözlerini kaparsın...
Hayaller oynaşmaya başlar gözlerinde....
Sıkı sıkı kalbini de kilitlersin...
Bazen,
Kelimelerden kaçarken sen,
Düş olurlar rüyalarında, ince ince...
Sessizliğin gürültüsünden kurtulmak,
Hepten mümkünsüzdür bazen...
Ve sen konuşmaya başlarsın ...
Bitsin bu gürültü...
Ve sessizlik sussun diye yeniden...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...