anlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2012 Salı

Dany Brillant bu işi çözmüş :))


Harbiye açık hava tiyatrosu hınca hınç doluydu dün akşam... Dany Brillant konserindeydik...

Bir heyecan bir heyecan... daha konser başlamadan ortamdaki enerjiyi ve beklemedeki sabırsızlığı hissedebiliyordunuz.. kıpır kıpırdı her taraf...

Farklıydı diğer konserlerden... önce çok da fark etmemiştim, yada dikkat etmemiştim.. ama sonradan gördüm neden farklı hissettiğimi... sanki kadınlar matinesine gelmiştik... onca kadının arasında kaybolmuştu erkekler.... Dany Brillantı ilk kez izleyecektim sahnede... bunları paylaştığımda bekle nedenini görürsün dediler :)) gördüm inanın... hem de nasıl :))

Show sakin başladı.. ilk bir iki şarkı normal konser formatında... ama sonra gerçek latin şarkıları ve Dany'nin danslarını izlemeye başladık hep birlikte... artık dinleyicilikten izleyiciliğe atlamıştık fark edemeden.. o nasıl bir vücut dili... tüm hareketler, sözler, mimikler hepsi bilinçli... doğrudan hatunlara yönelik hemde... davetkar.. cüret için teşvik edici... resmen flört etti tüm seyirciyle... bu enerji yayıldı sahneden dalga dalga tüm izleyenlere.. etkilenmeyen yoktur sanırım...  dans etti... izleyenleri sahneye davet etti...bol bol da iltifatlar yağdırdı Türk hanımlarına.. eee şarkıları ve sesi zaten malumunuz... hangi hatun bunca etkiye direnebilir ki... çıkışta herkesin yüzünde bir koca tebessüm... Dany sahneden doğru gelip herkese kendisini iyi hissettirmişti... dokunmuştu yüreklere öyle yada böyle... Allah sahibine bağışlasın ve o sahibine de bol sabırlar versin dedim ben yine bence :))

Erkeklerin kadınları anlaması çok zordur derim, genellikle... ama işte bu kadar da kolaydı... bir çözdün mü hatun dilinin şifresini.. arkası çorap söküğü... yani o kadar da bilmece bir durum değilmiş görüldüğü gibi... sadece biraz dikkat biraz özen hepsi bu gibi...

Bu kadar basit bu kadar kompleks... bu kadar kolay bu kadar zor... biz kadınlar işte... fazla söze de hacet yok.. biz bizi biliyoruz dimi :))))))))))

Sevgiyle


12 Mayıs 2012 Cumartesi

Acıyı paylaşmak kolay, peki sevinçleri?

"Yüreği kocaman olmuştu.... ayakları yere değmeden sekiyordu sanki... dudaklarındaki çapkın gülüşü saklayamıyor, kendine yönelen şaşkın bakışları görmezden gelerek yanakları allanmış yürüyordu... arada ıslık çalarak, arada kahkaha atarak sessiz;               - inanamıyorum.. gerçek olduğuna inanamıyorum... diyordu... her hücresinden dışa akmaya çalışan bu duygu.. keyif mi? mutluluk mu? yok yok yetmiyor bu sözcükler.. ne kadar anlatsa kendine doğru kelimeyi bulamıyordu.. anlatıların hepsi kifayetsiz manalarda takılıydı.. daha çok dedi, çok daha çok gibi... akıyordu çağıl çağıl... şakıyordu yüreği pır pır... anlatmalıydı... birilerine anlatmalıydı... 


Başladı anlatmaya... kelimelerin yetmezliğini göze alarak... anlattı.. anlattı... coşkusunun yansımalarını aradı gözleri.. kendinden akanın artarak yankılanmasını bekliyordu yüreği... bunu tam da hissedemedi... başka detayları unutmuştu tabii.. önemliydi.. tüm detaylar çok önemli...yine anlattı anlattı... baktı, hissetmeye çalıştı, duymaya çalıştı coşkusunun yankısını.. yok yine olmamıştı.. bu defa biraz gölgelendi... kendi atladığı neydi... tam anlatamamış mıydı yoksa... yüreği acabalandı.. coşkusunun katlanacağından emin gönlü bulutlanmıştı... paylaşamamak acıtmıştı hafiften... ayakları yerdeydi artık... yüzündeki çapkın gülümseme yerini şüphelere bırakıyordu yavaştan... dinlese miydi emin değildi söylenenleri... ama değil böyle değil diye haykırdı tekrar tekrar... olmadı, karıştı... rüya ülkelerinden yerküreye inişi sert olmuştu....


Sonra bir anda fark etti... karşıdan gelen anlattıklarından bağımsız sürüyordu.. sanki - hadi canım abartma, ne var ki bunda... sen mi yani'ler geliyordu sesli ya da sessiz... paylaşamadı içindekini... onun için sevinemez miydi karşısındaki.." 

Mutluluğu paylaşmak, çıplak... bu kadar mı zordu... illa olmaması mı gerekiyordu.. illa yalan yere mutlu olduğunu ispat için bu uğraş niyeydi.. anlayamadı... kıskançlık mı... niye ben değilimler mi... bilinçli yada bilinçsiz aşağı çekme kararlılığımı bu? neden peki... sevinçleri, başarıyı, mutluluğu paylaşmak imkansız mıydı....

Oysa acılarını paylaşırken kucak açan ne kadar çoktu... her tesellinin ardında gizlisinde - iyi ki ben değilimler olsa da, yine de iyi geliyordu... acıyı paylaşmayı seviyordu hemen herkes... ilgiliydi hatta sıkıntıları paylaşmalara... herkesin öbek öbek aklı fikri vardı verecek, acılar söz konusu olduğunda... teselli, okşama, destek olma çeşitlemeleri içinde acıyı paylaşmak iyi hissettiriyordu paylaşana da.... kolaydı acıyı paylaşmak herkes için.. hatta yararlı... anlatan rahatlıyor, teselli buluyor, dinleyen ve akıl veren de "iyi ki ben değilim ve ben ne iyi, bilgili, yeterliyim" çıkarımlarıyla tatmin oluyordu... alan razı veren razı bir durum yani...

Ama  ya mutluluğu paylaşmak... yürek istiyordu kocaman... ve pürüzsüz bir sevgi insana dair... sadece karşındaki için mutlu olabilmek... bir alış veriş durumu yok yani... sadece anlatanın anlattığını almak, coşkusuyla coşmak ve ona yansıtmak bu lezzeti, mutluluğu katlamak... çok mu zordu... zordu gerçekten... hatta imkansız gibi... onu yansıtırken kendi mutsuzlukları, başarısızlıkları, keyif eksiklikleri ile sulandırmadan, o duru duyguyu bunlarla bulandırmadan, en saklısında habersiz sakladığı hasislik, kıskançlık, çekememezliklerde dolandırmadan.. sadece içindeki sevgi bahçelerinde gezdirip... coşku ırmağından su katıp karşıya buram buram yansıtabilmek.. bu ne yüce bir meziyetti...

Gerçekten... sevinçleri, coşkuyu, mutluluğu, başarıyı paylaşırken... bunu katlayarak size yansıtan, sizinle uçan.. sadece siz seviniyorsunuz ve iyi hissediyorsunuz diye sevinerek, sevgi vahası içinde sizi kucaklayan kaç kişiniz vardır hayatta?.. hiç düşündünüz mü.. azdır.. tabii ki... ama olması bile bir mucize inanın... bunu hissettiğiniz kişilere iyi sahip çıkın... inanın çok değerli... bulunmaları olmaları bile yeter...farkında olun .... sevgi vahalarınız açık olsun onlara... asla ve asla kaybetmeyin, kapatmayın...

Sevgili sevgi vahalarım; teşekkürler hepinize... iyi ki varsınız... hep olun emi..:))

sevgiyle....




21 Nisan 2012 Cumartesi

Akışına... anlarda... acelesiz...

Anlatmak istersiniz, anlaşılacağınızdan emin...
Anlatırsınız geldiği gibi hani..akışına. anlaşıldığından emin...
Nedensiz.. acelesiz... sezgisel... öylesine
Ben olursunuz ya anlatırken, ne eksik ne fazla... maskesiz.....
Konuşursunuz içinizden geldiği gibi... örtüsüz...
Sorgulamazsınız hatta, hep öyleymiş gibi gelir... tanıdık... bildik... senden....
En ağlak sözler bile gülümser ya bazen... saçmalamaktan korkmadan...
Hafif şımarık, hafif kaçak, hafif çapkın.... işte öyle ortaya karışık....

An vardır... kıymetli... paylaşılan... zaten anlardan oluşmaz mı yaşanan... an be an....
Özeldir... çok.... sıradanmış gibi duran...
Özeldir, özlenendir....asla sıradan olmayan...
Kıymetli...
Olabildiğini hissetmek... önemli... çok önemli... :))

Konuşurken hani... aynı anda dersiniz ya aynı şeyleri... şaşırarak başlarda...
Sonra sadece gülümsersiniz.... sizin demeleriniz size gelmektedir bu defa...
Sanki bir ben varmış gibi karşıda...

Aralardan yakaladıklarınız... bir şarkıda, bir şiirde, bir film de...
Sıradanmış gibi duran o derinlik, naiflik....
Yine de şaşırırsınız her seferinde....
Ne tuhaflıklarla doludur evren.... bir bildiği vardır her seyirde....
Olabiliyormuş dersiniz.... en sıradan en bildik kelimelerle bile....

Akışına... anlarda... acelesiz...
Olabiliyormuş yani...
işte öyle....:)) bence anladınız siz :))


11 Nisan 2012 Çarşamba

ve tanrı kadını yarattı..."nasıl yani?"

Ve tanrı kadını yarattı... erkek seyrediyordu... başına geleceklerden habersiz...

Ve yaratıldı kadın... gözünü açtı... göğe baktı... erkek dedi "mavi"... kadın sordu "nasıl yani" ...erkek dedi "basbayağı, işte mavi"... kadın baktı baktı... onun gördüğü mavilikte ebruli...bulutlarda beyaz... gölgelerde gri...uzaklarda lacivert... erkeğe baktı... tamam dedi... ama öyle değil! :)) ve erkek anlamadı....

Ve kadın elmaya baktı.... erkek yemek yasak dedi... kadın bir elmaya baktı bir erkeğe... yine sordu "nasıl yani".... erkek " o bir yasak meyve, yememelisin" .... kadın duydu.... ama anladığı " hımmm aslında yemesen daha iyi diyor ama yasaksa neden var ki bu elma, ayrıca neden yasak olsun, yersem ne olacak, yemeden anlayamazsın ki, neden sormamış er kişi, hımmmm beni beklemiş yemek için bence, zaten o da onu demek istedi, o halde yiyelim bari" oldu... ve kadın elmayı ısırdı....ve dünyaya düştüler birlikte...

Ve kadın o gün bugündür her sözü sorguladı.... erkek için her şey neyse o olurken kadın bir altına bir üstüne baktı... demelerine değil demek istediklerine dolandı...

Erkek anlattı... kadın hep "nasıl yani?" dedi... erkek şaşırdı... anlamadı, anlayamadı ve asla anlayamayacaktı... erkek için düz ve tek boyutlu olan sözler kadın dünyasında hep üç boyutla yansımaktaydı...erkek anlamadı... anlayamazdı...

Öyle değilmidir gerçekten... algılar tümüyle farklıdır...erkek ne kadar sonuç odaklı ise kadın da o kadar süreç odaklıdır... mesela bir erkek bilemem yada bilmem derse gerçekten bilmiyordur.. ama ya bir kadın "bilemem" derse... ardına roman yazılabilir.... bu külahıma anlat'dan..."ya sen de beni hiç anlamadın zaten" e kadar binlerce anlam ifade edebilir.. aradaki nüanslar da cabası....

Zordur kadın erkek işleri... tercümesi de yoktur kadınca lafların... bize çok kolay gibi gelen neden-sonuç ilişkilerini erkeklerin bırakın anlamaları, takip etmeleri bile zordur... erkeklerin bunca kadınlardan bahsetmeleri aslında belki de çok az tanımalarındandır....

Eğer erkek bilseydi... taaa kadın yaratılırken... müdahil olmak istermiydi? :)) bence isterdi... en azından şu "nasıl yani?" durumunu delete ederdi bence tereddütsüz...

Bir de belki bir gün google bir iyilik yapar erkeklere özel... "bir tuşta kadınca lafların tercümesi" şeklinde bir açılım yapar... nasıl fikir ama :)))))))))))

22 Mart 2012 Perşembe

Yürek yürekte olsa da ....


Bu da farklı bir yazı... bir deneme, farklı tınılı...
Bir de böyle yazayım dedim.... :))

Arada yazacağım böyle yine.... öykü yolunu bulur, öykü olur mu... nereye akar bu değen yürekler... inanın bilmiyorum ben de... sadece okuduğum bir makaleden esin.... aşağıdakileri düşündüm.... birden böyle yazmak geldi içimden :)) ben de yazdım öylesine ....

Farklı denemeler, ya da aklıma gelenler... oradan buradan şeyler..
Benden olanların yanı sıra... sürçü laflar af fola :)

YÜREK YÜREKTE OLSA DA ....

Haydarpaşa'dan kalkan son trendeydi ....
Vagonun ıslak buğulanmış camına alnını dayayıp dışarıya, o soğuk puslu karanlık İstanbul akşamına baktı...baktı... dayanamadı....oturdu.... gözleri ıslak.... gidiyordu, gitmeliydi, gidecekti....

Söyleyememişti... tek bir kelime edememişti... nasıl anlatabilirdi....olmadığını, kaldıramadığını...bir süre uzak kalması gerektiğini... aslında tümüyle kendinden, ruhundan kaçtığını...nasıl anlatabilirdi... anlayacağını bilse de, elinden tutacağını yanında olacağını bilse de.... yapamazdı, yapmamıştı, yapmayacaktı... bu onun yalnız kavgası, yalnız yolculuğuydu... bir şekilde kendi sorumluydu ve kendi ödeyecekti... anlatamazdı... anlatsaydı olmazdı.. erkekti o... yapamazdı...

Yavaş yavaş hareketlenen trenin tık tık ları yüreğinin tık tık larına karışıyordu...ritim hızlanıyordu yüreğiyle bir.... yüreği acıyordu...hem de nasıl.... beyni uyuşmuştu, hem de nasıl.... ardına bakamamış, gidiyorum diyememiş, tüm sözlere kulaklarını tıkamış, sesini duymayı kendine yasaklamıştı... yüreği sıkışıyordu.. gecenin karanlığında, vagonun soğuk, soluk ışığında, utanmadan ağlıyordu... bedeni ağlıyor, bedeni ağrıyordu... çökmüş omuzlarını tuttu elleriyle, küçüldü o kocaman cüssesiyle... başı önünde..... ağlıyordu... her şeyiyle....

Sevmişti... hem de nasıl.... işte demişti.... hem de nasıl... ne uzun olmuştu böyle hissetmeyeli... hissetmeleri unutmuştu .. onunla o olmuştu.. sende kendimi temize çektim... iyi ki varsın demişti..bir anlam ise aranan... buydu...

Ah bir de doğru zaman olsaydı... son defayı... yüzünü ellerinin arasına aldığında gözlerindeki hüznü... unutabilir miydi... kahretmişti... çaresizdi... anlatamamıştı... anlatamazdı... anlatmayacaktı....

İstanbul.... yine bir trenle gelmişti bir gece vakti yüreği pır pır.... yine bir gece vakti kaçıyordu yüreği sıkışık....arası....buradan bakınca koca bir boşluk.... benliği, aşkı, sevdası, özlemi... geride.... yüreği yüreğinde.... gidiyordu bilinmeyene....

gözleri ıslak... bakamıyordu daha öteye... ağlıyordu....

********

Geceydi... uyuyamamıştı... kalktı....cama yasladı burnunu... dışarıya baktı, baktı....
Sonunda susmuştu sorular... nedensiz, cevapsız, sessiz yankılanan....

Susmuştu, konuşmuştu, sevmişti, haykırmıştı, ağlamış küfretmişti..... sadece sessizlikle suskunluk dönmüştü geriye.. bir duvar vardı.. elle tutulur gibi, gözle görünür gibi... kulaklarında da duvarlara çarparak büyüyen, dönen kelimeler.... içinde haykıran... cevapsız, boyunları bükük, sorular....

Aşamamıştı.... başaramamıştı... ulaşamamıştı.... yüreği duvarları atlayıp ulaşsa da ona, kendisi kıyısında kalmıştı....

Bir zerresine ulaşabilseydi.... dokunabilseydi... alıp çıkarmaz mıydı onu kör karanlıklardan... bir çınar olurdu yanında dimdik.... elini uzatıp tutmaz mıydı.... her nerede olsa da.... buradayım...varım, varsın, varız diye fısıldamaz mıydı kulağına..... dağınık savrulan parçalarını toplayıp bir bir.... yeniden var etmez miydi... kadındı o.... bu onun doğasında vardı...yapardı hem de nasıl...yaratırdı hem de nasıl...

Korkmazgil'in şiirinde ki gibi....yapmaz mıydı.... duvarları dağları aşmaz mıydı....

Baktı karanlık geceye... gözleri ıslak....
ulaşamamıştı... tekrar tekrar denese de anlatamamıştı.... anlaşılamamıştı....
ıssız kalmış, ırak kalmıştı... yaklaşmış ancak yakınlaşamamıştı...

Yüreğinin yüreğine dokunduğunu biliyordu....
Yüreğinin yüreğinde olduğunu da.... acı olan da buydu... içine koyan... sıradan değildi... hiç değildi hissettikleri...önemliydi... çok önemliydi, hem de nasıl....

Soğuktu dışarısı... üşüyor muydu.... üşümüştü yüreği biliyor muydu... sessiz isyanı vardı duyuyor muydu.....

Gözleri ıslaktı... bakamıyordu daha öteye.... ağlıyordu....

************




21 Mart 2012 Çarşamba

sözcüklerin heybesi....

Sözcüklerin cepleri, heybeleri vardır...hatta kilitli sandığı olan sözcük bile bulabilirsiniz kişisel tarihinizde....yüklüdür onlar... hemde ne çok...

Öğrendiklerimiz...öğretilenler....kelimelerimiz... giderek değişerek yüreklerde yol bulurlar...

Dokundukları anlarla bir bir farklılaşan... yeni çağrışımlar taşıyan kelimelerimiz .... bizdeki tercümeleri hiç aynı kalmaz....Her kelimenin bir de biz'cesi vardır..

Aynı senaryoyu...nasıl ki farklı farklı çekerse her yönetmen.... Her kelimenin anlamı da heybesinde ceplerinde, yaşanan anlarda, yaşanmışlıklarda saklıdır.. beyindeki, yürekteki yankılar... duyunca gözümüzün önünde beliren ilk resim... farklıdır....

Dinliyoruz... anladım diyoruz.... iyi de... anladığımız anlatılanın ne kadarıdır....
Algı bazen tümüyle farklı bile olabilir anlamdan...
Sevgi sözcüğünde kiminin yüreği pır pır ederken, kiminin canı acır...

Buradan bakınca işte....
Anlatılanlara rağmen..... anlaşılabilmek..... mucize gibi... mümkünsüz bir şekilde.. gibi yani..

Olsa olsa sezgilerle olabilir... ötesi mümkün müdür...

Anladım diyoruz... duydum yerine.... her kulakta aynı yankılansa da aynı kelime....ne anlamlar ve anlar doğuruyor beyin labirentlerinde....

Duyduklarımız... aldıklarımız.... algılarımız.... öyle farklı işte.....

Anladım diyebilmek...Vücut dili, ses tonu falan... henüz onlar değil bahsettiğim... sadece kelimeler ve ceplerinden dökülüverenler....

Bir yazıdan doğrudan okuduğumuz bir cümleden gelen.... sessizce buyur ettiğimiz kelimeler..... Savunmasız, art niyetsiz, sakin sessiz sözcükler.... ve yine onları kullanarak gezindiğimiz farklı düşler.....

Hele bir de ses, mimik, vücut dili, tarz, tonlama vs vs işin içine girince.... içinde, heybesinde taşıdıkları da artar zaten.. hem de nasıl...

Tüm bunlara karşın.... dinleyen ve anladım zanneden bizler...
Yada anlatan... anlatmaya çalışan... anlaşılmayı bekleyen bizler...
Bizler ve beklentilerimiz....

İçimdeki deli gülüyor kıkır kıkır.... diyor ki;
- daha çok beklersiniz............:)))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...