16 Ağustos 2013 Cuma

"Kış" mıydı....

"O" muydu
"Var" mıydı
"Gel" mişmiydi
"Miş" miydi
"Düş" müydü
"Müş" müydü
"Git" mişmiydi
"Miş" miydi
Neredeydi
Neresiydi
Ne dedi
"Üşümüşüm"
Kim dedi
Yoksa mevsim
"Kış"mıydı


24 Haziran 2013 Pazartesi

Biz de eski kuşak olmuşuz.... sağolun öğrettikleriniz için çocuklar...

Öyle derinden hissettim ki son günlerde....

Bu direniş başladığında sezinlemiştim aslında... bişiler farklıydı... bişiler yeni...

Geziye ilk gittiğimde ise, artık anlamaya başlamıştım... Farklıydı, çok farklıydı gerçekten...

Biz 40, 50, 60 yaş gençleri... eski kuşak oluvermiştik aniden...

Ne çok şey vardı öğrenecek o gençlerden.... ne çok farklıydık biz...

Biz orta yaş gençleri; lisede, üniversitede, mahallede, hatta iş hayatında, yaşamda.... ya biri olduk ya öteki... ya sağcıydık, ya solcu... ya dindardık ya dinsiz... ya devrimciydik ya ülkücü... ya beyazdık ya zenci... hep ve her durumda ya "o"yduk ya "bu"... ortası yoktu... ortada olmak suçtu, sıradanlıktı, sığlıktı... okuduk, toplandık, savaştık, dövüldük, dövüştük, hırpalandık, hatta hapis yattık bu uğurda...

Çok da ciddiydik bu arada... öyle geyik, matrak, muhabbet ne demekti... ciddi işlerle uğraşan ciddi çocuklardır biz... hatta biraz asık suratlı, eğilmez duruşlu, çatık kaşlı... kalanına lümpen dedik...

Sonra gün geldi... işlere güçlere daldık... o günler yüreğimizdeydi... ama hep ciddi kaldık... hep ya o ya da bu olduk... biz hep kamplaşmaya inandık... ya kendimizden ya onlardan dedik...

Şimdilerde devlet büyüklerimiz!!!de habire "bunlar ya da onlar" diyor ya... onlar da bizim kuşak... ya kendilerinden ya da karşısındaki ötekilerden durumunda olma alışkanlığı işte...

Ama ya yeni gençler... Gezi de tam olarak ayrımsadığım bu çocuklar... 15-30 yaş grubu onlar....

Hayata basit ama gerçek bakıyorlar... herkese kapıları açık... yeter ki özgür olsunlar, yeter ki herkes kendisi gibi davranabilsin... saygı gösterip saygı görmek istiyorlar... kamplaşmayı, ötekileştirmeyi denemiyorlar bile... her şeyle ve herkesle dalga geçebiliyorlar... her durumda verecek bir yanıtları var... kavgalı değiller... sevgi dolu yürekleri... öyle zeki ve hazırcevaplar ki... ürkütücü hatta... insan ne diyeceğini nasıl tepki vereceğini şaşırıyor... o nedenle de mizah patladı ya zaten...

Son yıllarda kulak misafiri olduğum sohbetleri, gözlemlediğim halleri, farklılıkları.... ne çok eleştirmiştim... sığ bu yeni kuşak demiştim... 200 kelimeyle konuşuyor... o da SMS dili... okumuyorlar... varsa yoksa bilgisayar internet ve sanal oyunlar.... hayatlar facebook ile paylaşıldıkça renklendikçe hızlandıkça daha bir sığlaşıyordu sanki herşey... yani bize öyle geliyordu...

Ne çok sohbetlerimize konu oldu... ne çok tartıştık... vahlandık, hayıflandık, üzüldük... yargıladık... hatta mahkum ettik...

Belki bu yaşlarda çocukları olanlar daha önce anlamıştı bu gerçeği... onların gerçeğini... ama çoğumuz fark etmemiştik... bunca şaşkınlıktan belli değil mi...

Sonra bu olaylar başladı... şaşırarak takibindeydim... gönülden desteklesem de, tam anlamam için Geziye gitmem bunları yaşamam gerekiyormuş demek ki...

Gezi de dolaşırken, sohbet ederken onlarla, tüylerim diken dikendi... inanamıyordum gördüklerime dinlediklerime... ne kadar anlatsam eksik kalır bir şeyler... onlara yetmez... gerçekten... abartmıyorum... öyle gururlandım umutlandım ki tarifsiz... evet ya buydu işte...

Biz sadece çiçek çocuklarını bilirdik... sürrealist.. ama bu çocuklar öyle de değil... her şeyleriyle gerçekler... doğal, olağan bir duyarlılık durumundalar....söylemleri net... kafaları karışık değil... en çok da biz büyüklerin her şeyi bu kadar karmakarışık etmesi ve işin içinden çıkamaması ile dalga geçiyorlar... onlar biliyorlar... gerçekten... çok rafine, çok naif... ama bir o kadar da basit ve gerçek...

Öyle çok düşündüm ki sonra... ne çok şey öğrenmiştim... içim açıldı... içim güldü... bugün bu olayların 20 küsuruncu günü... ama bu duygu dalga dalga yayıldı... hepimiz görüyoruz artık... bize de öğrettiler... evet biz eski kuşak onların açtığı yollardayız artık...

Aferin çocuklar.... size kocaman bir özür borçluyuz... gerçekten.... öpüyorum hepinizi kocaman...

Sevgiyle.....


22 Haziran 2013 Cumartesi

Romantik

Bu ülke benim
Bu yürek de
Tamam... ben bir romantiğim
Oysa ki, sadece... "biz" olmaktı istediğim..

Umutları üzmeden
Sevdaları incitmeden
Yarınları tüketmeden
Biz olsak ne çıkardı.. bilemedim

Ne ülkem rahat, ne yüreğim
Gel demek, yeter demek
Yetseydi ne çıkardı... bilemedim
O halde...yeni rüzgarlar fırtınalar ekeceğim..

Yine de romantik olmaya devam edeceğim...

18 Haziran 2013 Salı

Yavrusunu yedi Çekirge...

Biri durdu
Bir duruştu...
Diğeri gördü önce...
Sonra yanında durdu..
Öylesine gibi işte..
Biri tam da gölgesinde..
Bir diğeri arkasında
Birileri karşısında
Birileri taa dibine
Yavrusunu yedi çekirge

17 Haziran 2013 Pazartesi

Ey saf ruhum az sabret...

Güzel şeyler olsun istedim hep
Gözlerim gördüklerinin
Kulaklarım duyduklarının
Ruhum bu derin sancının
Olmadığını var saymak istedi hep...

Hani yanındaymışsın gibi
Hani yapabilirmişsin gibi
Hani liman olmuş gibi
Ne olurdu öyle olsaydı sanki

Pollyanna haklı olsaydı
Kırmızı şapkalı kız kurtla dost bile olsaydı
Biber gazı şifa
Kör gözlere deva
Kaçkın ruhlara vaha
Ne olurdu olsaydı

Hadi ne olur bir gayret
Ey saf yüreğim az sabret
En duymazlar duyar elbet
Sen yine öyle olmuş farzet
Yürek bu, söz bu, işte ortada gerçek
Güzel şeyler de olacaktır elbet..


1 Haziran 2013 Cumartesi

Güneş pırıl pırıl şehrimde...

Bir ağaçtı, orman oldu...
Bir nefesti, yürek oldu...
Bir sesti, şarkı oldu..
Bir sesti bin ses oldu...
Ayağa kalktı,
Sokağa çıktı,
Güneş oldu...
Güneş pırıl pırıl şehrimde..

16 Mayıs 2013 Perşembe

An gelir...

Bir an gelir
Anlarsın....
An gelir, git gelmiştir
Zamanıdır, gidersin....

Bir an gelir
Küfredersin...
Kahredersin...
Ama sensin
Bitti dersin
Bitse dersin..

Bir an gelir..
Özlersin..
Özlemsin..
Yüreğindedir....
Yürektesindir...
Kıyamazsın
Yapamazsın
Anlarsın
Bitmemiştir...

Bir an gelir
Nefes gibidir
Dönersin.....

Ve aynı özler DENİZİN ÇOCUKLARI...

Aynı denizin farklı kıyılarında....
Bir büyük okyanusun etrafında...
Ya da ücra bir kasabada
Hatta en çıkılmaz bir dağ başında..
Ve aynı sema altında...
Bir şekilde benzer denizin çocukları...
Aynı bakar,
Aynı ağlar,
Güler, sever, söver...
Ve aynı özler...




Ceplerinde denizin çakıl taşları...
Yüreklerde fırtınaların beyaz köpükleri...
Ve hep özler...
Denizi, derini... en maviyi...
Yaşansa da ayrı ayrı..
Aynı sevdadadır denizin çocukları...

Tutkuyla bekler sevdasını...

                               Sema..............

22 Mart 2013 Cuma

ve herşey ardında kalır....

Bazen sen karar alırsın
Bazen karar seni alır

Alır ya da alınırsın
Bazen de çok alınırsın
Derin bir nefes alırsın
Şöyle önüne bakarsın
Artık sonraya bakarsın

İşte öyle bir panayır
Köşe bucak yayılırsın
Sere serpe salınırsın
Renkler alır kuşanırsın
Ve herşey ardında kalır...
Semaca....

12 Mart 2013 Salı

yüreğim utandı gururundan....

öyle bir baktılar ki gözlerime
yüreğim utandı gururundan
öyle bir durdular ki yanımda
bir ben şaştı baktı inanamadan

öyle işte duruyordum hayata
ben gibi olmaya çalışmaktan
pek de bakmamıştım aslında
şaşırıp kaldım duyduklarımdan

havada asılı olsa da zaman
gün üstüne gün eklese de insan
doğru şeyler ise yapılan
yüreğim bile utandı gururundan...

              Teşekkürler hepinize.... çok gurur duydum çokkk......

10 Mart 2013 Pazar

ve özgürlük...

Git gelmeleri başta hep korkuttu beni
Her git geldiğinde gitmelimiydi
Sancılar içinde bir doğum gibi...

Özgürlük gidebilmek miydi
Kalmak çarpışarak ölmek miydi
Git gelmeleri hep korkuttu beni...

Oysa bilirdim her seferimde
Gitmek bir kere düştüyse şu gönlüme
Artık gitmek gereklilikti...

Sonrası hep kendiliğinde geldi
Akışına bırakınca herşeyi
Bak özgürlük kucakladı bile beni....

Demek ki....
Git gelmelerinden hiç korkmamak gerekli...
Git geldimi.... gerçekten geldimi... gitmeli....

5 Mart 2013 Salı

bir sayfa daha hayattan...

içimden bir gemi kalkıyor yavaştan
bir ben güvertede el sallarken gülümseyen
bir ben telaşlı ve sabırsız limanlardan
ve bir ben hüzünlü bakışlarıyla kıyıda kalan

hep birlikte ve ayrı ayrı bir arada
içimden geçen gemilerin bu sonuncusunda
bir gemi daha kalkıyor yavaştan
bir parça daha kalıyor son limanda
son limandan bir yük daha bana

azalarak çoğalarak
bir gemi daha ayrılırken limanımdan
biraz ben ve biraz benden kalan
azalarak çoğalarak... yaşamdan
bir geminin daha, güvertesinde
bir sayfa daha hayattan....

1 Mart 2013 Cuma

Kim dedi kendin ol diye sana...


Duruşun var ya, o duruşun hayata
kim dedi bu kadar "ol" diye sana...

Kolayı seçmek bile vardı aslında
hoşa gidecek bir gülücükle bakabilirdin mesela
öyle doğrudan da bakılmaz ki her cana
bir kaç geyik cümlesiyle bir kaç kahkaha
kim dedi bu kadar doğru ol diye sana...

Kolayca mış gibi yaşayacakken,
hem pekilerle dolanıp bildiğince salınacakken,
beyaz yalanlarla sarmalayarak gerçeği
gri sularda dolandıracakken süreci
kim dedi bu kadar şeffaf ol diye sana...

Ayna olmaya da kalkma bir daha
gözlerini kaçırmasın kimse, korkutma
kolayı seçiver sen de sonuçta
böyle durdun da ne oldu ki hayatta
kim dedi bu kadar kendin ol diye sana....

Kendi gözlerine de bakma aynada
kaçmak yiğitliktendir hatırlasana
söz vermişsin falan palavra
öyle her faturaya da sahip çıkma
kim dedi her hesabını öde diye sana....

Peki ne oldu kendin oldun da sonuçta....
Belki ben de anlarım.... hadi anlatsana bana....


19 Şubat 2013 Salı

Bir bahar ek yüreğine....



Öyle bir tebessüm olsun ki yüzünde..
En çocuk hallerin ağırbaşlı kalsın...
Öyle bir gülümse ki hayata...
Nedenini bilemeyenlere bir acaba...
Bahar ekmiş yüreklere bir merhaba...
Ve tüm yenidenlere umutlar katsın...
                                        Sema....

ÇOK GEÇ....

Söyle anne,
İnsan neden bilmez ki, nasıl seveceğini?
Söyle Anna; yarın ne kadar sürecekti?
Sonsuzluk ve bir gün... öylemiydi?
Duyduğumuz kendi ayak seslerimizdi...
Ve son satılık kelimenin anlamı neydi?
‘ÇOK GEÇ’....

Gelemem der...
Hayır şimdi olmaz gelemem.
Henüz gelemem.....

Ve gelme der...
Artık gelme...
İstemem...
Yarın dün de kaldı Anna...
Artık ÇOK GEÇ....
Ve başka bir ses kalmadı dünden yana...
                                       Sema.....

12 Şubat 2013 Salı

Bazen bir sayfa açık kalır...


Sayfa sayfa yaşanır ...
Her gün sayfa sayfa kapanır hayat...
Ama tuhaftır bazen..
Bir sayfa açık kalır...
Kenarından kıvrılmış,
İşareti sararmış...
Ve açık kalmış...
Kapanmamış, kapatılmamış, kapatılamamış....
Ve yine bazen...
Sayfa açılıverir aniden..
Tam da kaldığın yerden...
Şaka gibi...
Sanki az önce de kalmış gibi..
Sanki hiç tozlanmamış, sararmamış gibi...
Sanki bir dünya tam da oradan başlamış gibi...
Olur mu olur vallahi...
Bir gün bir sayfa açılır..
Ya da açık kaldığı yerden devamındadır..
Kapalı onca sayfaya inat..
Onca toza, zamana, yaşama inat...
Tam da kaldığının devamındadır....


16 Ocak 2013 Çarşamba

Evcilik Oyunu..

" ..............
  hep görerek büyüdük yanlışları
  bizler yapmayacaktır
  özenerek kurduk düşlerimizi
  bizler yaşayacaktık....
...................................."
....................................
.....................................
" Oysa istemezsek de
  unuttuk düşlerimizi
  evler kurduk sessiz ve karanlıktan
  yaşamlar kurduk
  uzak yaşanan
  eski düşler artık
  bir karabasan
  ve yepyeni düşler kurduk
  bizsiz yaşanan.................."


Tıp fakültesinde 4. sınıftaydım bunları yazdığımda... Diş Hekimliği fakültesinin Tiyatro topluluğu Adalet Ağaoğlunun Evcilik Oyunu adlı piyesini oynuyordu... Müzikli bir oyundu... Metin abi (Metin Alatlı) müziklerini yapmış, ben de sözleri yazmıştım....

22-23 yaş civarındaydım....

Tümüyle unutmuşum... Seneler sonra bir arkadaşla o günleri konuşmasak asla hatırlamayacaktım... hiç biri kalmamış elimde... iki oyun oynamıştık... onca uğraş... ne acı hiç bir şiir/ şarkı kalmamıştı bana...

Hatırladım bu sözleri... arkadaşım söyleyince...

Amma büyük sözler etmişim.. daha o yaşta... "yaşayacaktık" demişim bakarmısınız... "yaşayacağız" değil... bir o kadar da olmayacağını kabullenmek.... hem de daha o yaşta.... biraz komik, biraz ironik..... ama haklıydık da maalesef çoğu durum da....

Yanlışları görmek... farkında ayrımında olmak yetseydi keşke..... özenerek kurulan düşler.... ince ince dokunan hayaller.... sonra.... bir duvar gibi gerçekler.... binlerce, milyonlarca kere tekrarlanan benzer yanlışlar.... zorluklar zorunluluklar.... olmazları, olmalıları ile .... aynı nedenlerle de aslında.... hangi bilmeler yetmiş ki gerçeklik duvarını aşmaya...

Nedir o halde.... düşler mi hatalı... yapılanlar, yaşananlar mı.... idealiz ederken pervasız mıyız yoksa... ya da cesaretimiz mi yok bunları yaşamaya....

Statüko.... bunca önemli mi... her durumda.... korunması zorunlu sanki... sanki sessiz bir anayasa.... "aman haaa.... yoksa.....".... iyi de.... bir de dönüp baktığında.... düşleri hatırladığında... o uzak yaşamlarda kendine baktığında.... giderek daha daha....

Cesaret hangisinde.... gitmek mi kalmak mı git geldiğinde.... ya eski düşler??? çok bilinmeyenli denklem gibi... bilemedim vallahi.....

Sevgiyle :)


9 Ocak 2013 Çarşamba

Doludizgin sürüklenmek... seyretmek... sakin...

Bugünlerde çok ilginç hissettiklerim...

Evren diye diye, sanırım öyle çok mesaj gönderdim ki evrene... şu anda hangisi gerçekleşmekte... ben de anlayamadım...

Son zamanlarda yaşadıklarım... yavaş yavaş şekillenen şeyler... ardımda kalan ya da kalacak olanlar... nereye sürükleniyorum... nereden çekilip nereye itiliyorum... belirsiz....

Bu hangi mesajın gerçekleşmesi... tam da git gelme durumlarındayken.. tam da bir "yeniden" acabalarındayken... ama kararsızken.. ama tereddütlüyken... sanki evren kolaylaştırıyor karar vermemi... kolaylaştırıyor bu "git" durumunun gereğini... sanki baktı ben yeterince cesur değilim... tamam dedi, ben senin yerine seni o duruma yönlendiririm...

Öylesine hızlandı olan bitenler.... statüko korunamaz hale geliyor giderek... işler arap saçı... çözüm zor... o halde görünen tek çözüm " statüko durumunu bozmak" kalıyor görünen...

Eş zamanlı yolculuk gereklilikleri... uzaklardan bir nefes... çok eskilerden bir sıcaklık... çağırıyor sanki... "uzaklar" gündemime giriyor pervasızca... hem de ne giriş... hiç biri benim mutadım değil... ben bence davransam bunların hemen hiçbiriyle uğraşmam, bilirim o kadar kendimi... ama işte bir şey geçen seneden beri itekliyor habire... ve ben sadece yapıyorum gerekenleri... ve tam da şu günlerde, bu seçeneğin etrafında yaşananlar... başlangıçta sadece bir fantezi ya da hoş bir uzak alternatif iken... birden daha bir "gerçek" olarak gündemimde... tam da bu sırada... statükonun korunamaz hale geldiği bu günlerde... tam da yıllar sonra aniden yaşananlarda....

Sanki bir dekor hazırlanıyor ve ben seyrediyorum... sanki bir kutu pazılın başındayım, parçalar kendi kendine yerine yerleşiyor ama ben hala resmin tamamını göremiyorum....

Bir yere sürükleniyorum... evren benim için bir kurgu hazırlığında sanki... her yönden uçuşan pazıl parçalarını görsem de... sadece seyrediyorum... sonucu bilemeden... sonrasını kestiremeden...

Ürküyor muyum? aslında hayır... evrene gönderdiğim mesajlarda bir karışıklık olabilir mi? Evet belki de... ama oldukça sakinim bir şekilde.... içimdeki "akışına bırak" sesini dinliyorum...

Evren bana "git" diyor... iyi de "nereye????"...

Sevgilerimle....

28 Aralık 2012 Cuma

Evrene sipariş... iyi de... ya olursa????

Yeni yıl arifesi...

Hani adettendir ya geçmiş gözden geçirilir... bir çeşit bahar temizliği... tazelenilir... dilekler dilenir yeni yıldan...

Ben geçen sene, 2012 den fazla birşey dilememiştim... önce demiştim uğurlayacağım 2011 i itinayla.... hayatımda yepyeni sayfalar açan, kendimi yeniden bulduğum yıldı 2011.... 2012 onun devamıydı aynı doğrultuda... bir farkla... evreni öyle sık hissettim ki yanımda... sanki en çılgın isteklerim oluyordu...

Bu deli bir duygu... düşünsenize... o an aklınızdan geçen her şeyin olabileceğini hissetmek... bir şeyleri isterken, dilerken ya da aklınızdan geçirirken bile nasıl bir sorumluluk yüklüyor insana... işte öyle tuhaf bir duygu durumundayım şu an... bu duygu bana 2012 hediyesi... olmayanların derinine baktığımda zaten olmayacağını biliyordum içten içe... ama içimden geçirerek ah olsa dediklerim... oldular... karmakarışık düşündüklerim daha da karıştılar... en olmazlar oldu, en duymazlar duydu... öyle sık yaşadım ki birilerinin benim aklıma düştüğü anda aramasını... şaşırtıcı, hatta ürkütücü...

Yeni yıldan ne isteyeceğim... ya şimdi istediğim olunca aslında bumuydu dersem??? anlık düşünceleri öyle dalgalanıyor ki insanın.. ruh haline paralel... öyle olunca da aklınızdan geçenler anlık köşeleriyle oluyor... tepkisel... o kadar radikal değişimlere hazırmıyım gerçekten.. ah olsa deyip olabileceğine inanmadıklarımdan korkmuyorum olmazlar nasılsa..... ama ya olabilecekler...

Aklım sana bir kontrol memuru mu lazım evrenle aramızda... yok canım daha neler...

Yok yok bunlar hormonal sanırım... okuyunca kim inanır bunlara... benden başka....

İyi de ne istiyorum ki ben...

Ay sıkıldım.. evren de işini yapsın artık... beni dinlemesin biraz... ne dileyeceğimi zaten şaşırdım... ne istediğimi bulmam lazım...

Hadi hayırlısı... sevgiler :))

25 Kasım 2012 Pazar

Ve deniz sadece gök mavi iken mavidir...

Kaç renktir mavi? her renk mavi mi?
Deniz mavi... gök mavi... iyi de... hangi mavi?

Bazen tonu değişir derin suların... fırtına öncesinde griden siyaha dönüverirken mavi..... ya da deli yağmurlar bulandırırsa kahverengi.... mavi hala orada mıdır?....

Işık değişmiştir bazen... gökyüzünün yüzü bile asıktır ya hani... bakar öyleeee... boz bulanık gri kahverengi.... peki nerede saklanır mavi?

En parlak sarılar.... çapkın kırmızılar... çılgın kavuniçi hareler.... neredeler?...

Bazen bir ucundan grileşince mavi... ne rengi kalır renklerin ebruli... ne de neşesi suların...

Uzanmak gerek uzanabildiğince uzağa.... geri çağırmak için renkleri...

Işığı bulup geri getirmek gerekir bazen... rüzgar istersin... hatta yeni fırtınalar... uzanıp sıçramak kolaylaşsın diye ışığa...

Bilirsin de aslında.... mavi ışıkta gizlidir... ve ışık senin baktığın yerdedir....
Ve bilirsin ki deniz sadece gök mavi iken mavidir....

Ve bilirsin ki.... ışığı asla kaybetmemek gerekir.... ve her durumda mavi içindedir...

Sevgiyle....




15 Kasım 2012 Perşembe

SU dan gelen enerji...

Döndüm geldim... kaç gün oldu... hala sürüyor... inanılmaz bir durum...

Sudan aldığım enerji... önceki yazıda da bahsettim.. yetmedi... bir daha anlatayım dedim... hele günler sonra hala hissettiklerim... bu dingin, huzurlu halim :) zorunluydum sanki tekrar yazıp anlatmaya :))))

Su üstünde hazırsınız... mapslar ağızda... BCD boşaltılmaya hazır... hayırlı dalışlar..... fıssss..... ve azaldıkça yelekteki hava.... giderek batıyorsunuz .... ve saniyeler sonra.... artık su ile kaplı dört yanınız... kısa bir yüzerlik dengelemesi.... başlıyorsunuz o sonsuz kütle içinde salınmaya....

İşte ne oluyorsa o anda oluyor.... su içimden geçiyor sanki..o büyük kütlenin enerjisi sarmalıyor beni... beni de içine alıyor yavaşça.... su gibi şeffaf oluyorum... öyle yoğun ki hissettiğim bu arınma ve bir olma hissi... tüm tarif çabaları eksik kalıyor... nasıl bir büyü... nasıl bir huzur... ağırbaşlı bir delilik.. çocuksu bir bilgelik... bakınıyorum her seferinde inanmaz gözlerle etrafa... sık sık kendimi yoklamam gerekiyor... rüyada değil buradayım....

Suya giripte sinirli, huzursuz, huysuz olan var mıdır bilemem... ama sanmam... bu öyle tuhaf ve kendiliğinden bir terapi ki... öncesi ve sonrasını siliyor... önce o an temizlenen... sonra önceden kalanlara geliyor sıra... ağırlıklar, takıntılar, gereksiz yükler atılıyor yavaş yavaş... suyun içinde nötr noktasında yavaşça gezinirken bedeniniz... ruhunuzun da hafiflediğini yüzerlik kazandığını hissediyorsunuz kendiliğinden :)) ...

Sonrası için tüm hücrelerinizde depolanıyor bu enerji... işte geldiğimden beri hala idare ediyor... öyle ki... su altından bakıyorum dünyaya... mavi filtre altında en keskin renkler yumuşuyor... batmıyor, acıtmıyor, sıkmıyor sivrilikler... tuhaf bir bilgelikle yaklaşıyorsunuz her şeye... sakin, olgun, bilgece... tam da suya yakışır şekilde.... başkalarına da oluyor mu bilemem... soracağım ilk fırsatta... ama benim tam da böyle hissettiklerim :))) mistik, ilahi bişiler var sanki sualtında... lirik bir ortam.. biraz da şakacı hatta... daha neler demeyin... vallahi aynen öyle :)))

Böyle hissetmeye bayılıyorum... sudan almışım enerjimi.... başa çıkabilirim her şeyle...

Sevgiyle :)))

6 Kasım 2012 Salı

Hayallerimin de ötesindeydi....

Kendime hatırlattım sık sık su altında.... hayır dedim, hayır düş değil bu... buradasın... bu büyülü dünyada.... bak bir de fotoğraf bile çekebiliyorsun... dalıyorsun.. bu sensin... GERÇEKTEN...

Bir mavi dünya.... derinler... suyun enerjisi, renklerin büyüsü, görselliğin şakası güzelliği... o inanılmaz armoni....Suyun dışında asla yan yana gelemez diye düşündüğümüz... birbirine gider gitmez diye tartıştığımız onca rengin... bu derin mavi içindeki şımarık tonları.. o uyum... o nefaset... o zarafet... o naif dünya...

Bakmaya doyamadım... bırakın anlatmayı.. ben henüz gelemedim bile... her gözümü kapadığımda o reef 'lerdeyim hala.. o mercan, bu mercan geziyorum.. aralarda balıklarla oynaşıyorum... aşağıdan bakıyorum tepeden yayılan ışıkta salınan binlerce objeye... öylece kalasım geliyor hala... saatlerce seyredesim... hiç yetmeyen dip sürelerinden dertliyim sadece... dahasını istiyor bünyem.. her çıkışta daha dahasını hem de... illaki devam... her koşulda... bu yoldayım bundan sonra... adım adım da olsa...

Öyle çok ki anlatacak şey... hangisini anlatayım.. ya da en doğrusu çok konuşmamak mı bu konuda..  ne kadar anlatsan eksik kalır bir tarafı... fotoğraflarım var... çocuk telaşlarımla çektiğim... 1600 den fazla basmışım deklanşöre 12 dalışta..:))).. bir kaçı çok özel olmuş.. kendim bile beğendim bu acemi halimle...sonra videolar Yusuf hocanın çektikleri.. iyi ki var onlar.. yoksa beynim kolayca diyebilir "hepsi birer ilizyon, abartma, düş gördün yine sen" :)))

Öyle bir enerjisi var ki o maviliklerin...dalışın ilk dakikalarında yakalıyor sizi... bütünleşiyorsunuz etrafla.. O akıl almaz armoninin bir parçası oluyorsunuz... öyle sık şükrettim ki.. bunları yaşayabildiğim için.. orada olduğum için... farkındalığım için... ben olduğum için... bakabildiğim, görebildiğim için... en çocuksu duygularımla zıplayıp dansettim suyun ahengiyle bir...

Su dünyasına hep daha yakın hissettim ben kendimi, su üstüne göre :))... nedensiz, tarifsiz, sorgusuz... o rengarenk düşsel ortamda... içimdeki renklerin tüm tonları sarmaladı beni... ben de mavi oldum en ebrulisinden... renklerim geldi.. renklerim taştı.. kocaman gözlerle baktım etrafa... oyun bahçesinde zamanı unutmuş bir çocuk gibi...

Tüm bu ihtişam, renk cümbüşü, bu senfoni.... bir de sessiz... bir de duru.... bir de sakin... telaşsız... hızla kaçan, uzaklaşan balıklar bile değiştirmiyor o huzur algısını... boşlukta salınır gibi.. yavaşlığın şahikasında dans... sadece bir nefes mesafesinde seyirler... telaş sadece gözler de... onun da derdi daha dahası... hangi yana baksa, sanki diğer yanda kalır gibi aklı.. diğer yanda atladıkları, kaçırdıkları... gözler herşeye değme, görebilme, bakabilme telaşında... beyin ise huzurlu... o teslim olmuş zaten taaa en başta... kaydediyor anında gözlerden akanları... ama o duygu asıl kaydettiği ve kocaman bir mutluluk.....

İşte böyle dostlar... ne çok şey gördüm... becerebildiğimce görselledim... reef dalışı, mercan dalışları, batık dalışı, gece dalışı derken 12 dalış oldu Sharm da... yüzlerce kare foto... video bile çektim Thistlegorm batığında... ama asıl olan hissettiklerim... şaşkınlıklarım, sevinçlerim, gözlerimi ıslatan mutlu hallerim...

En son dalışta... üç metre dekosunda suyla sohbetim... gönlümden taşan o koca "teşekkürüm"....

"Burada olduğum için, bunları yaşayabildiğim için, bakabildiğim, görebildim, hissedebildiğim için, ben olduğum için, fark edebildiğim için sonsuz teşekkürler evren sana"...... 

Gözlerim nemli çıktım son dalıştan yukarı... devam edeceğim dedim... ey su... bekle beni :))

Sevgiyle




23 Ekim 2012 Salı

Hayallerim gerçek oluyor :)))

Çok heyecanlıyım çokkk....

Bunca yıllık dalma ve sualtı fotoğraf çekme hayalleri bir bir gerçek olunca... bir de üstüne yarın başlayacak olan Kızıldeniz macerası eklenince... içimdeki kıpırtılar tarifsiz :))

30 ağustosda eğitim dalışları.. 15 sene öncesi dalışlardan arta kalanlar... üstüne 4 dalış ile sonunda brövem elimle... oleyyy artık mektepli oldum :)) çocuk gibiydim suyun altında... derinde, eğitimden arta kalan zamanlarda el çırptım, zıpladım, dans ettim hatta çaktırmadan... burada olmayı çok seviyorum dedim binlerce defa... öyle özlemişim ki... öyle iyi hissettim ki... öyle bütünleştim ki... her taraftan, bakışlarımın ısındığı her noktadan " merhaba, hoşgeldin, nihayet geldin..." sözlerini duyabiliyordum... ağzımda regülatör zor duruyordu kelebek tebessümlerim, sessiz kahkahalarımdan... aşağıdan su yüzeyine baktım... kumlara taşlara baktım.. usul usul incitmeden dokundum, okşadım... "hoşbuldum..." dedim binlerce defa... işte öyleydi derinliklerle kavuşma...

Sonra Bayramda ki Kızıldeniz programını öğrendim... lütfettiler benim gibi bir acemi de görebilsin diye o güzellikleri.. tabii gelebilirsin dediler... inanamadım.. gerçekmiydi gerçekten... "ama ben bu acemi halimle :)) vayyy beeee... bu benim hayalimden de öte..." dedim kendime...


Kızıldeniz'de yük olmamak için daha daha... birkaç dalış daha yapsam iyi olur diye düşündüm... ve Antalyada ki kongre öncesinde 3-4 günlük bir dalış molası planladım... bu arada arkadaşlarımın da yardımıyla fotoğraf makinesi bile edindim... Teşekkürler Mehmet ve Nerime... sayenizde ne diyeyim :))

İşte yine eş zamanlı olarak, tam da benim Kaş'a dalış deneyimimi arttırmak için gideceğim tarihler de Ateş Evirgen'in kaş ta bir " Sualtı Fotoğraf Atölyesi" organize ettiğini öğrendim... ben ki henüz cep telefonu dışında fotoğraf çekmemiş, acemi dalgıç ve acemi fotoğrafcı halimle.... haddim olmayan bu çalışmaya gitmek için Ateş Beyle de konuştum :)) o da tamam gel deyince, ben yine inanamayarak çocuklar gibi sevindim... öyle böyle değil...

Sonra Kaş... ilk dalışlar... ilk fotoğraf deneyimlerim... Ateş Beyden öğrendiklerim...Murat beyden dinlediklerim... sualtına da alışırken daha daha, bir de elimden geldiğince kadrajımda... yok böyle bir keyif... resmen define avı gibi.. her kuytuda, her tarafta, her kayada saklı bir cennet... denizin bana sundukları... öyle bir acemi şansı... ilk dalışta gördüğüm ahtapot, kocaman orfoz, tüplü kurtlar, caretta vs vs vs... sonrasında her dalışta farklı biri başrolde... becerebildiğimce fotoğrafladıklarım... tombul deniz yıldızım... benimle oyun oynayan küçük orfoz... bir kovukta önce kuyruğunu gördüğüm dev müren.. en naif zarif haliyle salınan deniz lalesi... ve daha niceleri... hele bir de beğenilince çektiğim acemi fotoğraflarım... vallahi dokunmayın keyfime... işte öyle :))

Yarın da sonunda Kızıldeniz... nasıl heyecanlanmam ben... dalgıçların Mekke sine yolculuk... ben 2 ay içinde nereden nereye... eğrisi doğrusuna mı dersiniz... çok istemiştin oldu mu dersiniz... evren enerjisi önünü açtı mı dersiniz...

Ve sonunda düşlerimdeki şey.. Kıızldeniz'de dalmak...

Dönünce anlatırım kalanını... Söz bol bol resimler ve izlenimlerle....
Sevgilerimle... iyi bayramlar hepinize :))


16 Ekim 2012 Salı

Yakından bakabilmek....

Çektiğim sualtı fotoğraflarını bilgisayarda büyütünce.... evet dedim... evet, bin defa evet.... her yakınlaştırma da yeni yeni görseller giriyor kareye.... gözün görse bile alamadığı... yakından bakmadıkça göremediği ne varsa... o minicik canlılar... gizli, masum, gururlu.... görebildiklerimiz ne kadar az aslında....

Yakından bakabilmek... ne kadar yakın bakabilir iki göz... ne kadarını alabilir fikir dünyamız... görüp de anlayamadıklarımız... baksak bile göremediklerimizin yanında.... bir de detaylarda saklı olan başkalıklar.... rengarenk.... ne çok şeyi kaçırıyoruz işte... yeterince yakından bakmadıkça....

Bakmak... görmek... algılamak....anlamak...

Ne kadar yakına bakabilir ki insan.... görmek için... ürkmeden... kaçmadan... yavaş yavaş... daha yakına... kaldırabilir miyiz onca yükü... hangi yürek... hangi dünya... varlarımızı zar zor taşırken biz... bir de onca yenileri... yormaz mı bünyeyi... yok saymanın kolaylığı yanında... koca koca bakarken bile görmeme becerisi gelişiverir kolaylıkla....

Yakına... daha yakına bakmak için cesaret gerek... gördüklerimiz... göreceklerimiz... görebileceklerimiz...

Hadi bir cesaret... daha yakına... kaçmadan... ürkmeden... kaçırmadan...

Rengarenk detaylarda öyle çok şey saklı ki... kendi iç detaylarımızda... dış dünyamızda... işte suyun atında... her yerde ve her şeyde.... yüzleşmek gerek... kabullenmek gerek... affetmek gerek...anlamak gerek.... ve sonunda zenginleşerek.... daha dahası için bakmak gerek... işte ondan sonrası tarifsiz bir lezzet.... tatmak gerek...

Ama önce bakmak gerek....

Sevgiyle :)

9 Ekim 2012 Salı

Ey hayat....sana yer bile açtım :))

Tamam bırakıyorum....
akışına...
Tamam zorlanma yok...
yokuşuna....
Kolay olmalı tamam...
kolayına...
Derin bir nefes alıp
Dalıyorum koynuna....

Tek tek hissederek
bendeki beni
Tek tek gevşettim
gerilmeleri
Tek tek affettim
başta kendimi...

Ey hayat... hazırım...
yerini açtım..
Bak derin bir nefes bile aldım...

Bir gülümseme yerleşti dudaklarıma...
Bir de yakıştı ki
hiç sorma...
Hazırım bak...
Aynen öyle...akışına...

Ey hayat....
şimdi sıra sana geldi...
Artık sahne senin...
biri hadi mi dedi? :))))




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...