algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2012 Pazartesi

Aklım dur dese bile....


AKLIMIN DUR DEDİĞİ YERLERDE DURAMADIM

Söylenmemiş sözcüklerde
Açılmamış şarapların tadı saklıdır...
Geceler benden önce...
Şafağı gördüm seherde..
Parlayan gözlerde, sözlerde, hecelerde...
Tutkulu duygulardan yansıyan o ışık vardır.....

Yasaklar davet gibi çağırdı, olmazlara
Vazgeçmelerden hep caydım en sonunda...
Aklımın dur dediği yerlerde duramadım
Asla'lar davet gibi çağırdı!
Belki de durmalıydım....

Çıkmazlar sokağında
Hep beni sabahladım
Olmazları olur yapmaktı uğraştığım...
Yorulsa da bazen inanmışlığım...
Vazgeçmemelerin devamındayım...

Gözlerimde parlarken duygularım,
Yansıyan ışık sanki tutkularım
Yorulsa da sözlerim ilmek ilmek...
Aklımın dur dediği hallerde hiç duramadım...


Durmalımıydım sahi sizce,
Ben olmazdım ki ince ince,
Aklım dur dese bile,
Sanırım bundan sonra da bence,
Duramayacağım seferlerdeyim....:))






1 Nisan 2012 Pazar

Bazen.. nedensiz...

Bazen bir müzik duyarsın... bir yazı, bir ses ya da bir ışık... bir sıcaklık, tanıdık... bir ad koymak da gerekmeden.... hatta başta fark ettirmeden... bir iyilik durumu gibi nedensiz... rahatlama hissedersin farkında bile olmadan... tanıdık , bildik bir duygu... sanki, bir evde olma durumu... adı gibi tarifi de olmaz ya bazen.. hatta elle tutulur gözle görülür bir nedeni de... sanki uzaklardan bir şey çaktırmadan yüreğine dokunmuştur... işte bazen, aniden... ferahlamaya benzer bir duyguya kapılırsın, sormadan sorgulamadan....

Ya da bazen, yine hiç nedensiz... bir söz, bir şiir, bir resim yada şarkıyla.... darlanırsın... erken bahar günlerinde, hırkasız sokakta kalmış gibi ürperiverirsin... için üşümüştür aslında... ama sen dışınla uğraşırsın... hava soğudu mu ne... üşüdüm galiba nedensiz...yine uzaklardan bir şey çaktırmadan ya da farkında bile olmadan yüreğini soğutmuştur....

Tuhaftır bu durumlar.... algılarının doğrudan yüreğinle ilişkisidir beyninden habersiz.... sorular, sorgular, nedenler gerektirmeden.... fark etmeden, ettirmeden.... hatta çoğunlukla bilinç düzeyinde algılanmadan...  o tarifsiz sıcaklığı ya da derin üşümeyi de yaşarsın... savunmasız....

Ürperdim birden... hava soğudu mu ne ??

21 Mart 2012 Çarşamba

sözcüklerin heybesi....

Sözcüklerin cepleri, heybeleri vardır...hatta kilitli sandığı olan sözcük bile bulabilirsiniz kişisel tarihinizde....yüklüdür onlar... hemde ne çok...

Öğrendiklerimiz...öğretilenler....kelimelerimiz... giderek değişerek yüreklerde yol bulurlar...

Dokundukları anlarla bir bir farklılaşan... yeni çağrışımlar taşıyan kelimelerimiz .... bizdeki tercümeleri hiç aynı kalmaz....Her kelimenin bir de biz'cesi vardır..

Aynı senaryoyu...nasıl ki farklı farklı çekerse her yönetmen.... Her kelimenin anlamı da heybesinde ceplerinde, yaşanan anlarda, yaşanmışlıklarda saklıdır.. beyindeki, yürekteki yankılar... duyunca gözümüzün önünde beliren ilk resim... farklıdır....

Dinliyoruz... anladım diyoruz.... iyi de... anladığımız anlatılanın ne kadarıdır....
Algı bazen tümüyle farklı bile olabilir anlamdan...
Sevgi sözcüğünde kiminin yüreği pır pır ederken, kiminin canı acır...

Buradan bakınca işte....
Anlatılanlara rağmen..... anlaşılabilmek..... mucize gibi... mümkünsüz bir şekilde.. gibi yani..

Olsa olsa sezgilerle olabilir... ötesi mümkün müdür...

Anladım diyoruz... duydum yerine.... her kulakta aynı yankılansa da aynı kelime....ne anlamlar ve anlar doğuruyor beyin labirentlerinde....

Duyduklarımız... aldıklarımız.... algılarımız.... öyle farklı işte.....

Anladım diyebilmek...Vücut dili, ses tonu falan... henüz onlar değil bahsettiğim... sadece kelimeler ve ceplerinden dökülüverenler....

Bir yazıdan doğrudan okuduğumuz bir cümleden gelen.... sessizce buyur ettiğimiz kelimeler..... Savunmasız, art niyetsiz, sakin sessiz sözcükler.... ve yine onları kullanarak gezindiğimiz farklı düşler.....

Hele bir de ses, mimik, vücut dili, tarz, tonlama vs vs işin içine girince.... içinde, heybesinde taşıdıkları da artar zaten.. hem de nasıl...

Tüm bunlara karşın.... dinleyen ve anladım zanneden bizler...
Yada anlatan... anlatmaya çalışan... anlaşılmayı bekleyen bizler...
Bizler ve beklentilerimiz....

İçimdeki deli gülüyor kıkır kıkır.... diyor ki;
- daha çok beklersiniz............:)))

23 Şubat 2012 Perşembe

yaş almak.... yaş vermek

Bu bir alış veriş mi.... olabilir, neden olmasın ki...:)))

Neden yaşı hep alıyoruz acaba...
arada versek de diyorum.....

Bir karar verdim geçen sene doğum günümde....
artık bu kadarı yeter dedim kendime...
artık geriye seyahat başlasın :)))

Her sene bir yaşı geriye vereceğim...
İnanın uyguluyorum..
Giderek gençleşiyorum içimde...




Nasıl mı...
Yaşlılık öncelikle bizim beynimizde,
Nasıl hissediyorsanız öyle yaşıyorsunuz...
30 yaşında ne yaşlılar...
Ya da..
80 lik ne genç yürekler varsa...
Bu da olabilir pekala...

Formülü ben de geç buldum...
Ama buldum ya :)))

Önce kendimi eşeledim eşeledim...
kapakları açtım bir bir....
kilitli, paslı, unutulmuş...
küflenmeye yüz tutmuş..
duygular..

ve tozlanmış kahkahalar..


Karanlıkta uyuyan deli ben,
çılgın ben
ve en sonunda
çocuk ben...
öylece orada
sabırsızca, kıpır kıpır, senelerdir bekleyen...

Bulup çıkardım teker teker..
itinayla
gün ışığına,
söz verdim.... geldiler benimle..
bir daha dedim
söz bir daha
hiç unutmayacağım sizi...

Birlikte olacağız...
anlarım anlarınız olacak..
ve birlikte yeniden bulacağız beni
geri vererek her sene bir eski yaşı
yaş vereceğiz
gençleşeceğiz birlikte
itinayla
güvenin bana...

Dedim... ve... yaptım :))

işte ben bunu kutladım bugün
yaş almanın değil
yaş vermenin yıl dönümünü.....
ey ben....
kutlu olsun bana,
söz verdim,
izin vermem bir daha toz tutmasına...........sevgiyle

11 Şubat 2012 Cumartesi

Bir şeyi dilemek, elde etmekten daha güzel olabilir mi?

Ve bir tek adım kalmıştı...
Son bir adım....
Hayır dedi taa derinden bir ses "HAYIR YAPMA"...
Aynı ses sordu,
Titrek ve tereddütlü...
Ya ulaştığında,
Hayal biterse...
Alma eline, dokunma, senin yapma...
Bırak hayali kalsın öylece..
Nasılsa,
Dokunmak,
Bir adım yakınında...
Hiç bir hayal ölmez ulaşılmazsa...
Zenginleşerek büyür düş dünyasında...
Meze yaparsın hatta,
Şarabının, keşkelerinin yanına..
İlham olur akar damla damla...
Her gözünü kapadığında senin olur hayalin..
Tükenmez, tükenemez olur..
Ölümsüz olur..
Yaşarsın hayalinle..
Dokunma, yok etme, yapma, durrr....

Doğru olabilirmi bu... bir şeyi düşlemek elde etmekden daha güzel olabilirmi.... ya değilse, ya biterse, ya incitirse ya da en kötüsü tümden yok olursa diye diye....çok istesek de... o son adımda durduğumuz olur mu.... bunun adı ne...korku mu... gerçeklikten kaçış mı... bencillikmi...adı var mı....

Düşlerin yumuşak pastel rengi, gerçeğin keskin hatlarıyla başa çıkabilirmi.... hangisi daha güçlü.....yada tam tersi...

En özgür anlarımızdır hayal kurma anları...süsleme...isteme....renklendirme...gözde canlandırma... olmuş gibi düşünüp kendimizi de bu dünyaya katma ...gözleri kapayıp hissetme anları... peki ya gerçek... asıl gerçek başaçıkabilirmi bu düş dünyasıyla.... hangi gerçek, düşler kadar mükemmel olabilir yada sürdürebilir bu büyüyü... mümkünmü....sanki imkansız...adı üstünde "çıplak gerçek"... tülü, büyüsü, hülyası yok... neyse o ... o kadar... bu ürkütüyor gibi bilinçaltlarımızı....

Okuduğu bir kitabın filmini izleyip de hayal kırıklığı yaşamayan varmıdır..olsa da çok azdır herhalde... hele bir de çok sevdiysek kitabı... düşlerde gezer gibi bir görsellik yaratarak hayalimizde, bir de içine girdiysek... bazen kişilerin yüzleri bile olur kitabı okurken, mekanlar canlıdır soluksuz sayfalarda.... sonra.. bir yönetmen kendi görseliyle canlandırır kitabı, filmi çeker... mekanlar da, yüzler de, ifadeler de farklıdır bizim düş dünyamızdan.. uymaz...uyması da çok zor değilmidir.... herkesin düşündeki sahne kendine....

Birde tabii bu konunun cinsler arasında da farklı algılanması olabilir...Sanırım yukarıda anlattıklarım oldukça hatunca düşünme tarzı...  erkekler için zaten herşey "neyse o" değilmidir... hayal dünyası ya da düş dünyasında bu kadar gezme fikri bile yorar onları... hele "ya değilse, ya değişirse, ya tükenirse" diye istemekten bile vazgeçermi bir erkek... yok yok... bu çok karmaşıktır onlar için.... tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz... yine de bu düşünme tarzı standart bir erkek için fazla komplekstir.. onlar böyle labirentli düşünmelere gelemezler.... sonuç odaklı olan erkek yaklaşımı ile süreç odaklı kadın yaklaşımı arasındaki temel farklardandır bu da... bence yani :))) ya sizce....
Sevgiyle......


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...